* Ne iyi bir savaş vardır ne de kötü bir barış.
 
* Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler.
 
* En kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.
  
* Ben yalnız barışsever değil bir barış savaşçısıyım. İnsanlar savaşa savaş açmadıkları sürece hiçbir şey savaşları ortadan kaldırmayacaktır.
 
* Barış savaşların son düşüncesidir.
  
* Kötü barış iyi bir savaştan daha iyidir.
 
* Barışı korumanın en iyi yolu, savaşa hazır olmaktır. 
 
     * Barış, savaşın olmaması demek değildir. O, bir erdem, bir ruh hali, iyilikseverlik eğilimi, güven ve asalettir.
 
* Barış sosyal düzendir, güvenliktir, hukuk ve kazanılmış haklara saygıdır.
 
* Bizim için barış demek, gerçek ve özgür yaşayışımızı sağlayabilecek nedenleri elde ediş demektir. Bu nedenleri sağlayamadan barış yapmaya yanaşmak, barış oldu demek, kendi kendimizi aldatmak olur.
 
* Kendi hayatları hakkında söz sahibi olmayan insanlar, evrensel bir barış ve adalet düzeni hakkında da söz sahibi olamazlar.
 
* Bütün dinler barış dinidir.
 
Yukarıda belirtildiği gibi, Bilge insanlar Barışı, insanın yaşamla, doğayla ilişkilerindeki sonuçlarını özetlemişler.
 
  Evet, barış; insani, ahlaki, vicdani değerlerin ön planda tutulmasıdır.
 
Geçmişten günümüze süregelen savaşların temelinde yatan gerçek ise hırs, bencillik, ganimet paylaşımı, egemen olma, sömürme anlayış ve yaklaşımlarıdır.
 
İnsanoğlu acımasızdır. Yönetme konumuna geldiğinde içindeki kötü ruhları kullanma tercihini yapar.
 
Tarih aslında savaşlar ve sonuçlarının yarattığı tahribat ve galip liderler tarihidir. Güçlü olan devlet ya da liderleri kendi dogmalarını, ideolojilerini, dinlerini, kültürlerini hakim kılmak için, insanların yok oluşlarının gerekçelerini hazırlamış ve çeşitli entrikalarla sürdürmüş ve tarihi istedikleri gibi yorumlayıp yazdırmışlardır.
 
Ganimet paylaşımında kabilelerin birbirlerine saldırması, imparatorlukların oluşumunda saray dışı yoksul insanların savaşlara sürülerek yok oluşları, ulus devlet oluşumunda milliyetçiliğin yarattığı savaşlar, ekonomik yarış içinde yer altı zenginliklerin ele geçirilmesi için halkların birbirine düşürülmesi, insanlığın ayıpları ve günahları olarak tarihte yerini almaktadır.
 
Bu ayıplara rağmen medeniyet çağı, bilim çağı, dinler ve kültürlerarası diyalog çağı denilmesine rağmen, mezhep savaşları, ganimet savaşları, emperyal savaşlar hala sürmekte ve acımasızca doğanın ve insanın yok oluşuna seyirci kalınmaktadır.
 
Batı medeniyeti denilerek az gelişmiş ülkelerin halkları kırıma uğratılarak, İran – Irak savaşında olduğu gibi birbirine vurdurularak ülkelerinde zenginlik yaratmışlardır. Her iki tarafa da “Akıl “ ve silah satarak aldıkları payları kendi ülke insanlarına vererek, demokrasi havarisi kesilmişlerdir. Kendi ülke insanlarının mutluluğunu, başka halkların mutsuzluğu üzerinde şekillendiren bir medeniyet!
 
Ruanda da 2 ay içinde iki kabile arasındaki sokak çatışmalarında 700 bin insanın hunharca can vermesi, Suriye’de 200 bin insanın iç savaş kurbanı olması, bitmeyen Filistin zulmü, Ezidilerin uğradıkları katliam, kötü ruhların ne menem bir oyunbazlık içinde olduğunun en açık ifadesidir. 100 binlerce ölüm, savaşı yönetenler için sadece bir rakamdır. Sadece rakamın çetelesini tutarlar.
 
Onlar için 1 milyon, 700 bin, 200 bin, 5 bin gibi yok olup giden canlar, sadece birer rakamdan ibarettir. Ölen insanların anası, babası, yetim kalan çocukları, dul kalan kadınları hiçbir anlam ifade etmez.
 
İşte savaş bu denli kör, ruhsuz, bencil, ihtiras ve kötülüğün kaynağıdır. Bu nedenle Barış çok önemlidir. Barışın erdemini ahlakını, vicdanını, ruhunu yaşamaktır asıl olan.
 
Bugün Ortadoğu’da halklar arası, mezhepler arası, kültürlerarası çatışmalarda akıl almaz katliamlar sümektedir. Güçlü devletlerin planları sayesinde ortaya çıkan vahşi yaratıklar sağa sola saldırarak dinin temiz yüzünü de kirletmeye çalışmaktadırlar. IŞİD, el Kaide ve türevleri baş keserek, kutsallara saldırarak ve ganimet paylaşımının piyonları olarak insanlığın yüz karası olarak, tarihe not tutulmasına vesile oluyorlar.
 
Rojava’da, Musul’da, Kerkük’te insanların başları kesiliyor.  Laleş’te savaştan uzak, kendi kültürleriyle hep barışık yaşamaya alışmış ama, sürgünlerle yüz yüze bırakılmış Ezidileri bile, katliamdan geçiren bir süreci yaşamaktayız.
 
Ülkeler arası ganimet paylaşımı, halklar arası gerginlikler, yoksullarla zenginler arası adaletsizlikler, ırkçılık, sömürü sistemi, kin, nefret barışın önündeki engeller olarak hep var olmuş ve devam etmektedir.
 
Evet; 1 Eylül Dünya Barış günü her yıl çeşitli etkinliklerle kutlanır. Mitingler yapılır, gösteriler düzenlenir, etkinlikler sergilenir, basın duyurularıyla kamuoyu aydınlatılmaya çalışılır.
 
Bu etkinlikler, Halkların kardeşliğini pekiştirmeye, barışık yaşamalarına, insanlık onurlarıyla toplumsal düşünmelerine yöneliktir. Bu kardeşliği, onuru, toplumsal düşünmeyi amaçlayan eylemselliklerdir. Bunu yaygınlaştırmak barışa az da olsa katkıdır.
 
Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, genelde Dünyanın barışa ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı gidermekte, tüm insanlığın görevidir. Türkiye kendi içinde çok daha gerçekçi, uzatmaları oynamadan, Barış sürecini tamamlayarak Ortadoğu’ya ve Dünya ya bir Örnek sunabilir. Çok olumlu gelişmeler oldu. Bu konuda tarafların olağanüstü bir irade göstermeleri Dünya halkları açısından da çok önemlidir.
 
35 Yılda 50 bin can yok oldu. Acılar yaşandı, sürgünler yaşandı, yoksulluk, haksızlık, hukuksuzluk yaşandı. Torosların ücra tepesindeki yoksul bir annenin vatan, millet diyen evladı da, kimliği, kişiliği yok edilmeye çalışılan bir Kürt genci de bu bedeli canlarıyla ödediler. Bu yitik canlar geride barışa everilecek bir süreç bıraktılar. Hem de kendi bedenlerini öne sürerek.
 
Geriye dönüp bakıldığında 300 milyar dolarlık bir ekonomik kayıp ve yitip giden bu ülkenin evlatları. Ne için; var olan bir kültürün yok edilmesi için. Yaşananlar, hem ilkel bir gurur için, hem de barış denen onurlu, kutsal, erdemli bir yaşam tarzını hayata geçirmek için.
 
Yeni bir süreçteyiz. Ortadoğu’daki mezhep ve pay kapma savaşı, PKK, KDP, YPG ilişkilerindeki yeni gelişmeler, İmralı – Hükümet arasındaki diyalog bir şansı Türkiye’nin önüne sermektedir. Ortadoğu’ya Rol model olabilecek bir demokratik yaşam biçimini yerleştirmek ve Ortadoğu halklarının önünü açmak.
 
Tarihsel süreç içinde Barış’a sunulabilecek en büyük kutsal görev bu olsa gerek. Evet, Türkiye barışını arıyor ve hayli yol kat etti.  Türkiye’nin Barışı, Ortadoğu Halkları içinde bir kurtuluş olabilir.
 
1 Eylül 2014 Dünya Barış gününde en büyük beklenti ve arzumuzdur bu. Barış sürecine katkı sunanların Allah yardımcısı olsun.
 
Ve yaşasın Barış, yaşasın barış ve insanlık için elini taşın altına koyanlara…
 
Evet; “Niçin hep birlikte barış ve uyum içinde yaşamayalım? Hepimiz aynı yıldızlara bakıyoruz, aynı gezegenin üzerindeki yol arkadaşlarıyız ve aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. “
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.