Genç bedenler yere düşüyor, anaların yüreği sızlıyor, ülke huzursuz, siyaset kördüğüm… Yaşamı anlamsız kılmak için, yönetenler ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Gurur, kin, hoşgörüsüzlük, inkâr, çözümsüzlük kader gibi yapışmış yönetenlerin ruhlarına. Vicdani muhasebe, insani refleks, ahlaki değerler yerlerde sürünüyor. Avrupa’nın yüzyıllar önce yaptığı hataları tekrarlıyoruz. Milyonlarca canların yok oluşundan hiç ders çıkaramadık. Artık biz de, insanların ölümünün çetelesini tutmaya başladık. Kutsallara, değerlere, geleneklere, kültürlere saygı duyma, anlama, kabullenme, bir arada mutlu yaşama inancımızı yitirmiş durumdayız. Benlik sevdaları, egolar, çıkarlar dorukta. Adeta hırs aklın önünde ortalığı yakıp yıkıyor. Ekonomide ki belirsizlikler, alan kapma yarışı, kutuplaşma, pişkinlik almış başını gidiyor. İktidar olma, yönetme, başkasına hayat hakkı tanımama, sadece ben döngüsü zarar veriyor bu ülkeye. Hem de ileride telafisi çok zor zararlar. Oysa ne iyi başlamıştı her şey; Kişilik olarak beş para etmez Melih Gökçek bile, Avrupa kriterlerini sindirecek duruma gelmişti. 10 yıl önce Avrupa birliği sürecinin başlatılma kararını, Ankara sokaklarında görkemli bir şekilde kutlamıştı. Oysa ne iyi başlamıştı her şey; Vatandaş devletin değil, devlet vatandaşın emrinde, hizmetinde olacaktı. Vesayet ortadan kalkacaktı. Bürokrasi azalacak yerel güçlendirilecekti. İleri demokrasi deniliyordu, özgürlük, adalet deniliyordu. Oysa ne iyi başlamıştı her şey; Dersimde yapılan katliamlar araştırılsın, kardeşlik şarkıları daim olsun, geçmişten gelen hatalardan dolayı yapılan insanlık suçları araştırılsın deniliyordu. Özür dilenmesi gerekiyorsa, insanlık adına, demokrasi adına, vicdan adına gereği yapılsın deniliyordu. Oysa ne iyi başlamıştı her şey; yıllardır örselenmiş, kıyıma uğramış, ibadetini bile yapamaz olmuş Alevi yurttaşlar umutlanmıştı. Dışlanma, sunni mezhep egemenliğinden kurtulma umudu doğmuştu. Cem evi ibadethane olacak ve kutsallara, kültürlere değer verilecekti. Radikal Demokrasi denen, insanca yaşama koşulları hayata geçecekti. Milli gelir adaletli ve eşit paylaşılacaktı. Bazı sosyal alanlarda, Avrupa’nın bile ilerisine geçilecek umudu doğmuştu. Allah kahretsin! Bazı şeyler insanın istediği gibi gelişmiyor. Yüksek egolar, şan, şöhret, ihtişam, yaşanılan atmosfer insanı olumsuz etkiliyor. Bazen insan kendi iradesine yenik düşüyor. Gören görmez oluyor. Korkunun verdiği cesaret, insanları her türlü değerlerden uzaklaştırıyor. Ben ben ben genleri ağır basıyor. İnsan kendi olmaktan çıkıyor. Paralel yapılarla mücadele edeyim derken, demokrasiden uzaklaşılıyor, benden başka herkes şeytan, düşman, ihanetçi denilerek, bir arada barış içinde yaşama şansı yok ediliyor. Seçimler yapılıyor, sonuçlar hazmedilemiyor, birlikte yönetme kültürü gelişmediği için tüm köprüler yıkılıyor, tiyatro oyunu gibi sonucu belli görüşmeler ve pişkinlikler yurttaşı çileden çıkarıyor. Hükümet, paralelin korkusundan ve tek başına yönetme alışkanlığından kurtulamadığı için, koltuklarını paylaşmak istemiyor. Tekrar arenaya dönmek istiyor. Yaralı olduğundan, kan kaybettiğinden bi haber gibi davranıyor. Adeta yenilgiyi kabullenemiyor. Amerika’nın dümen suyunda okyanuslara açılmak isteniyor. Amerika gibi stratejik, taktiksel manevra alanları geniş olmadığından, onlar gibi A B C D planları devreye sokulamıyor. ABD, makas değiştirdiğinde, onunla hareket edenler hazırlıksız olunca ve açıkta kalınca da, gülünç ve zor durumda kalınıyor. Suruç’ta 34 yürekleri temiz, vicdanları sağlam yiğit canlar yaşamlarını yitirirken, İŞID cellatlarına karşı göstermelik operasyonun yanında, içe dönük kaos yaratma planları da uygulamaya sokuluyor. Tekrar makarayı başa sarma. Tekrar ileride çocuklarımızın bizlerden utanacakları, kirli senaryoların hayata akışı. Şehit cenazeleri her iki tarafa da gidiyor. Acılar aynı, ağıtlar aynı, törenler aynı. İsyanda aynı. Yeterrr, yeter diye. Hepside yoksul aile evlatları. Yapılan törenler, kurulan taziye çadırları, 3 gün süren yas ve sönmeyen, yanmaya devam eden ana yüreği. Sonrası, herkes kendi evinde, herkes kendi dünyasında. Yanan ana yüreğinden çok ötelerde. Peki, yarın tekrar barış ortamına girildiğinde, bu genç bedenleri kim getirip anasına, sevdiklerine geri verebilecek. Hiç kimse… Gitti babasının kesesinden. Peki niye gitti bu canlar diye sorulduğunda; biri idealleri uğruna, biri vatan uğruna, diğeri de ne zaman, nereden geleceği belli olmayan bir kör kurşuna. HDP nin aldığı oy ve yarattığı başarının, Türkiye’nin demokrasisi, barışı, bir arada birlikte yaşaması için tarihsel bir fırsat olarak değerlendirilmeliydi. HDP itibarsızlaştırılarak, terörle özdeşleştirilerek, saldırılarak yeniden tek başına iktidar olma tercihi, demokrasi adına, kardeşlik projesi adına yazık olmuş ve bütün emeklerin boşa çıkarılmasına yönelik bir girişim olmuştur. Evet şiddet acımasızdır, şiddet kördür, şiddet insanlıkla bağdaşmaz. Bu şiddet ve terör ortamını yaratmak körlüğünde ötesinde ahmaklıktır. Terör ve şiddet ortamlarını ve nedenlerini yaratanlar, yitip giden genç bedenlerin sorumlusu olacaklardır. Bu körlük tarihe utanılacak kalın bir iz bırakacaktır. Ama her şey yeniden şekillenebilir.  Yaşamı yeniden anlamlı kılmak için paradigmalar değiştirilip, dönüştürülebilinir. Yurttaşlar artık yeter diyor. Kargaşanın, şiddet ortamının, kavganın, kutuplaşmanın olmamasını istiyor. Bunun da bir tek ilacı var. O da, insanın insanca yaşayabileceği koşulların varlığında şekillenen, eksiksiz demokrasidir. Açıkçası, bunun ötesini düşünmek, kötü niyetin dışa vurumudur. Birkaç pozitif dokunuş, birkaç pozitif mesaj, birkaç anlayışlı ve insan odaklı konuşma her şeyi tersine çevirebilir. Yurttaşlar barış, huzur, istikrar, demokrasi istiyor. Yurttaşlar birlikte yaşamak istiyor. Yurttaşlar insanlık istiyor. Büyük İskender, büyük filozof Aristo’ya bir mektup yazıp sorar: “Zaptettiğim topraklardaki insanları tahakkümüm altında tutabilmek için neler yapmalıyım?” 1- Ülkenin ileri gelen insanlarını sürgüne mi göndereyim? 2- Ülkenin ileri gelenlerini hapse mi atayım? 3- Ülkenin ileri gelenlerini kılıçtan mı geçireyim? Aristo’dan cevap gelir: 1- Sürgünde toplanıp sana karşı başkaldırırlar. 2- Hapishaneler militan yuvası olur, kontrolden çıkar. 3- Onlardan sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür, tahtını sallar. Aristo, çözüm olarak şu tavsiyede bulunur: “İnsanların arasına nifak tohumları ekeceksin. Birbirleriyle savaşınca, hakem olarak kendini kabul ettireceksin. Ama anlaşmaya giden bütün yolları tıkayacaksın”! Sözün özü bu. Aristo sistemin nasıl işlediğini anlatıyor. Sıra geldi tercihe. Ya insanlık denilerek bütün sosyal yaşama uyarlanacak gerçek bir demokrasiyi tercih edeceksiniz, ya da Bugüne uyarlanabilecek Aristo’nun çözümsüzlük formülünü uygulayacaksınız… - See more at: http://www.mersintimes.com/yazilar/bedrettin-gundes-yazdi-her-seye-ragmen-baris/#sthash.0wMILS23.ZSBo91kZ.dpuf
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.