banner141
Öne Çıkanlar mersin cemevi Gurbetteki Şair Adının Verildiği Sokağı Gezdi 17 Ülkeden 230 İşadamını Ağırlayacak mersin psikolog Herkesin Yapabileceği Birşey Var Etkinliği Düzenlendi

Müsilaj tehlikesi Akdeniz’i de sardı!

Mersin kıyılarında da görüldüğü kanıtlanan müsilaj tehlikesi günden güne çığ gibi büyüyor. Erdemli’den Aydıncık’a kadar denizin dibinde görülen deniz salyası, ‘Marmara’da canlı yaşamı bitti, Akdeniz’de de biter mi?’ sorusunu akıllara getirdi. İktidarın denetimleri yıllardır yapmadığına dikkat çeken Emek Partisi Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Sorun kangren olana kadar AKP hiçbir şey yapmamış. Marmara bunu yaşadı, Akdeniz’inde yaşamaması için çok acil önlemlerin alınması lazım. Halkın, STK’ların, partilerin bunlara tepki göstermesi lazım” dedi.

Müsilaj tehlikesi Akdeniz’i de sardı!

Haber: Ayşenur ÖNAL

Marmara Denizi’ndeki müsilaj sorunu günden güne çözülüyor gibi görünse de, kriz büyüyerek artmaya devam ediyor. Marmara’da canlı yaşamını neredeyse tamamen bitiren müsilaj, Yunanistan’da da görüldüğü açıklandı. Yunanistan'ın turistik beldelerinden Limni Adası açıklarında müsilaj görülmesi ülkede panik yarattı. Yunanistan Çevre Bakanlığı da bölgeye çok sayıda bilim insanını gönderdi ve müsilaj krizini uydular ve dronelar aracılığıyla izlemeye başladı.

MÜSİLAJ MERSİN’DE DE GÖRÜLÜYOR!

Marmara’da ölmüş deniz salyasının yüzeye çıkmasıyla ortaya çıkan kriz, Akdeniz’i de tehdit ediyor. Erdemli, Aydıncık arasında araştırma yapan Mersin Üniversitesi (MEÜ) Su Ürünleri Fakültesi İşleme Teknolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Ayas, deniz dibinde müsilajın oluşmaya başladığı konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Müsilaj belasının tüm dünyayı etkileyeceği üzerine uyarılarda bulunan Emek Partisi Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, Mersin’de de atıkların arıtılmış dahi olsa denize atılmasının büyük tehlike arz ettiğine dikkat çekti.

“PEK ÇOK KİRLETİCİNİN OLDUĞU SÜREÇLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Daha önce gazetemizde yer verdiğimiz Çiftlik Deresi’nin ve diğer derelerin olduğu gibi Akdeniz’e aktarıldığına dikkat çeken Başkavak, “Mevcut şehir merkezinin oluşturduğu atıkları göz önünde bulundurduğumuzda yukarıdan gelen atıklar çok az bir atı gibi görünebilir ama en nihayetinde kirletici, kirletici. Örneğin Karadeniz’de yaylanın belli bir mevsimi vardır, Mersin açısından yaylanın mevsimi de ortadan kalktı artık. Çünkü insanlar fırsat bulduğunda yaylaya çıkabilir durumda. Yani yukarıda pek çok kirleticinin olduğu süreçle karşı karşıyayız.

Büyükşehir belediyesi arıtma tesislerinin bütün arıtmaları yapabilecek durumda olduğunu söylüyor. Marmara ile kentimizi karşılaştırdığımızda Marmara’da ciddi anlamda kimyasal arıtma yapabilecek tesislerin olmadığını görüyoruz. Yerel yönetimlerin büyük bir çoğunluğunun atıklarını olduğu gibi, fiziksel arıtma yaparak attıkları belirlenirken, burada sorun yok gibi görünüyor. Ama diğer taraflarda vaziyet öyle değil” dedi.

Prof. Dr. Ayas’ın Erdemli ve Aydıncık arasında deniz salyasının çok yoğun görüldüğünü açıkladığına değinen Başkavak, “Özellikle de Erdemli’den itibaren varmış ve Taşucu’nda çok olduğu belgelenir durumda. Deniz yüzeyine çıkanı zaten ölmeye yüz tutanı. Asıl problem denizin dibinde ne kadar deniz salyası olduğu.

“‘AKDENİZ’DE MÜSİLAJ OLUŞMAZ’ DİYE DÜŞÜNÜLÜYOR”

Bu noktada birkaç etken var;

İlk yerel yönetimlerin gerçek anlamda ileri düzey arıtma tesislerini kurmuşlar mı bu tartışmalı.

İkinci olarak; bizim en önemli problemimiz sahildeki bütün sitelerin aslında atıkları denize gidiyor ve bu atıklar sadece paket arıtma diye tabir edilen bir fiziksel arıtma. Bir depoda biriktirilip, süzülüp atığı denize 100-200 metre ileriye gönderiyorlar. Mersin Büyükşehir Belediyesi de 10 km öteye gönderiyor. Arıtma tesisleri kurulsa da denizi sihirbaz zannediyorlar. Bütün yerel yönetimler de iktidarlar da, ‘Biz denize ne gönderirsek, deniz bunu yok eder’ diye düşünüyorlar. Akdeniz kenarında müsilaj oluşur mu diye tartışırken herkes, ‘Akdeniz çok büyük bir deniz, gel-gitleri olan bir deniz o nedenle de müsilaj oluşmaz’ deniyor.

“SU HER PİSLİĞİ TEMİZLEMİYOR. SU ALIYOR BİRAZ İLERİYE GÖTÜRÜYOR”

Marmara Denizi’nde 2006’ya kadar zaten müsilaj diye bir şey çok görünür değildi. En görünür olma hali 2007’de Kocaeli sahiline vurması. Yani 2007’ye kadar aslında Marmara Denizi’nde insanların da dikkat çektiği bir durum yoktu. Sen denizdeki kirliliği sürekli arttırıyorsun, bir süre sonra artık deniz taşıyamadığından dönüp senin yüzüne vuruyor. Marmara Denizi etrafında 25 milyon nüfus var, bu nüfus yaşadığı için bu kirliliği yaşamamız normal. Akdeniz etrafında da pek çok ülke kirliliğini tamamen Akdeniz’e gönderiyor. Bugün karşımıza çıkmayacak bir tehlikenin 20-30 yıl sonra karşımıza çıkmayacak gibi davranmanın bir anlamı yok. Marmara için hangi önlemleri almamız gerektiğini tartışıyorsak aynı tartışmaları bütün denizler için tartışmak zorundayız. Toplumda ‘Su her pisliği temizler’ anlayışı var. Su her pisliği temizlemiyor. Su alıyor biraz ileriye götürüyor” diye açıkladı.

Deniz dolgularının da müsilaja davetiye çıkardığını kaydeden Başkavak, “Bunun 3 nedeni var;

1-      Deniz dolgusu için yukarıdan alınan taşlar getiriliyor ve denize bırakılıyor. Örneğin Mersin Limanı’na 3,5 milyon ton taş dolgu yapılacak diye konuşulmuştu. Bunu yukarıdan getirirken yukarıda yıkanacak ve ondan sonra denize getirilecek ki deniz bu pisliğe maruz kalmasın. Sen zaten 3,5 milyon taşı yıkamak için bu kadarı yıkayacak su lazım. Bu su da zaten denize akacak. Bu bir maliyet oluşturduğu için yıkamadan getirip dolduracaklar.

2-      Çevre mühendisleri ve deniz bilimciler, denizin kimi zaman atıkları sahile atarak kurtulduğunu söylüyor. Sen sahili doldurduğunda sahilde beton bariyer ile karşı karşıya kalıyor. Müsilajda kimi çevre mühendislerinin ve su ürünleri fakültelerinden hocaların söylediği şu; ‘Müsilajı aslında deniz dalga yoluyla sahile atıp öldürebiliyor.’ Fakat sahiller dolguyla kaplandığında deniz kumsala da atamıyor. Sahillere gittiğimizde pet şişeler, atıklar, poşetler görüyoruz. Pozcu sahilinde neden görmüyoruz? Çünkü pozcu sahili tamamen beton dolgu. Dolayısıyla buralarda kaldırıp atabileceği bir alan yok” sözlerine yer verdi.

DENETİMLER NEDEN YAPILMAMIŞ?

Denetim mekanizmalarının neden çalışmadığını da açıklayan Başkavak, “Denetim mekanizmaları çalışmak zorunda ama bu yapılmalıdır diye söylemek yetmiyor. Yapılması için yazanların denetlenmesi de lazım. Yerel yönetimlere bu noktada ciddi anlamda yetki verilmesi lazım. Bugün Marmara’da borularla müsilaj temizlenmeye çalışılıyor ve büyük tesislere de ceza yazılıyor. Eğer bu cezalar bir arıtma tesisi kurmayı ve bu arıtma tesisi çalıştırma maliyetini çok engellemiyorsa o zaman sermaye cezalara katlanabiliyor. Cezayı verilebilir bir para olarak görebiliyor. Peki cezayı verdin ondan sonra bir şey var mı? Bu firmalara şimdiden ‘arıtma tesisi kur’ demen ve ‘kurana kadar kapatıyorum2 demen gerekiyor. Bunu demediğinden, ‘Cezamı ödeyeyim, kirletmeye de devam edeyim’ diyorlar. Dolayısıyla para cezası yoksul için caydırıcı ama zengin için caydırıcı olma özelliği yoksa her tesis için aynı para cezasının önemi yok. Sermaye için asıl ceza üretimi durdurmaktır. Arıtma tesisi kuran firmalar da akşamları arıtma tesisini kapatıp atıklarını atıyorlar. Ya da kanallara bırakan çok şirket konuşuluyor.

AKP iktidarı 2006 yılında bununla ilgili bir yönetmelik hazırlamış ama hassas alanlarda bu geçerli demiş.  Fakat hassas alanlar da belirlenmemiş. 2016’da da hassas su kütleleri ve bu kütlelerin belirlenmesi ve su kalitesinin iyileştirilmesi hakkında yönetmelik çıkarılmış. Bu yönetmelikte de belirlenen hassas alanlarda azot ve fosfor verme limitleri düşürülmüş. Bunun ardından bütün tesislere 7 yıl izin verilmiş. 7 yıl geçiş süreci içerisinde bu işler yapılacak ve 7 yıl sonra denetim yapılacak denmiş. Ama hala 7 yıl olmadı” dedi.

NE YAPMAK LAZIM?

Ne yapmak lazım sorusunu cevaplayan Başkavak, “Eğer iktidardan beklersek yapmayacak, bu açık. İktidar patronların karına dokunmak istemiyor. Dolayısıyla bize propaganda yapıp, ‘Evinizin önünü süpürün, suyu idareli kullanın, kanalizasyona yağ dökmeyin’ deniyor. Ama problem şudur; ülke nüfusu buna dikkat etmeli ama asıl kirletici bu mudur? Yerel yönetimlerin sorumluluklarını ortadan kaldırdığınızda, bütün denetim mekanizmaları çalışmadığı sürece değişmeyecek. Biz halk olarak ciddi bir tepki göstermediğimiz sürece AKP iktidarı bunları yapmayacak. AKP kendi çıkardığı kanunlara bile uymuyor. Halkın, STK’ların, partilerin bunlara tepki göstermesi lazım. Sorun kangren olana kadar AKP hiçbir şey yapmamış. Marmara bunu yaşadı, Akdeniz’inde yaşamaması için çok acil önlemlerin alınması lazım” sözlerine yer verdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner196

banner162

banner195