Hemen hemen diğer tüm organların aksine, beyin doğuştan tamamlanmamıştır. Kalp, böbrekler ve akciğerler yaşamlarının ilk gününden itibaren işlev görür. Fakat beynin tam olarak gelişimi neredeyse tümüyle süreç içerisinde karşılaştıklarına bağlıdır. Sevimli bir yeni doğan inanılmaz derecede hızlı, karmaşık ve anlaşılması güç bir büyümenin eşiğinde olan entelektüel bir çekirdektir. Doğumdan sonra geçen birkaç yıl içinde (ve nispeten kısa bir zamanda) oldukça güçlü veya tehlikeli derecede hassas olan ve yaşamımız boyunca başarılarımızı etkileyen bir beyin devresi yaratılır. Bunu belirleyen temel faktörler nelerdir? En temelde genetik, hayatımızın ilk yıllarındaki deneyimlerimiz ve bunların yaşam boyu birbirleri üzerindeki etkileri. Bunlar olumlu da olabilir, olumsuz da.

Shonkaff, bir bebeğin beyin gelişimini ev inşa etmeye benzetiyor. Shonkoff,“Genetik, beyin gelişimine yönelik temel bir plan hazırladığı gibi….Genetik plan….. sinir hücrelerini birbirine bağlamak için temel kuralları ortaya koyar….. beynin mimarisi için ilk inşa planını sağlar ve nihai olarak her birimizin gelişimsel olarak benzersiz olan yanımızı belirler. Bu genetik potansiyel, her birimiz için çeşitli alanlarda bir çıta belirler.” Kişinin farklı potansiyellerinin en yüksek noktasına ulaşması ile mümkün olan tüm alanlarda alt çizgide sıkışıp kalması arasında büyük bir uçurum vardır.

Jack Shonkoff, bir evin inşası için oluşturulan en kapsamlı planların bile kaliteli malzemelerin, nitelikli müteahhitlerin ya da dayanışma içinde çalışan işçilerden oluşan bir ekibin yerini tutamayacağını söyler. Bu unsurlar olmadan ortaya çıkan bir ürün kesinlikle mimarın öngördüğü gibi olmayacaktır ve ev de olması gerektiği gibi asla olamayacaktır. Bu durum kolayca küçük bir çocuğa uyarlanabilir. Tüm bebeklerde ortak olan şey, kesinlikle her şey için başkalarına tam bağımlı olmalarıdır. Geleneksel olarak ilk akla gelen, hayatta kalma ve büyüme için gerekli olan emzirme, yani anne sütüdür. Ancak son yıllarda fiziksel gelişim için gerekli gıdaya ek olarak, entelektüel büyümeyi sağlamak için de sosyal beslenme ihtiyacı olduğunu anlamaya başlıyoruz. Ve her iki ihtiyaç da kesinlikle ebeveynlere ya da bebeğin bakımından birinci derecede sorumlu kişilere bağlıdır.

En uygun düzeydeki beyin gelişimini gerçekleştirmek için gerekli olduğu kabul edilen bu sosyal beslenmenin önemli bir parçası istikrardır. Gelişmekte olan bir beyin, çevredeki tüm uyaranlara karşı aşırı duyarlıdır. Bebeklik döneminde sürekli yüksek stres seviyesi ile dolu “toksit” bir ortamın, bebeklerde içsel bir “stres yaratıcı” olduğu kanıtlanmıştır. Bu stres faktörleri bebeğin beyin gelişiminde ilk engelleyici faktörlerdir. Çünkü beyin öğrenmeye yönlendirilmesi gereken dikkatinin büyük kısmını bu faktörlere yönlendirir. Elbette bir miktar stres yaşamın bir parçasıdır hatta açlıktan veya uykudan önce ağlamak gibi bebeklerin yaşamının da bir parçasıdır. Ancak stres seviyesi sürekli ve devamlı olarak yüksek olduğunda, kortizol gibi stres hormonları bir bebeğin veya küçük bir çocuğun beynini yıkayarak sonsuza dek o beynin mimarisini değiştirir. Stres sonucu kalıcı olarak değişen bir beyin ise kronik davranış sorunlarına, sağlık sorunlarına ve öğrenme güçlüklerine neden olur.

Buradaki ironi şudur; kronik strese maruz kalmayan çevrelerde yetiştirilen çocuklar hayatın “türülansı” ile (yani stresle) daha yapıcı bir şekilde ve daha az olumsuz tepkiler vererek daha iyi başa çıkabilirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.