18'inci asırdan sonra, Avrupa’da büyük sanayi inkılabıyla birlikte aile hayatında da önemli değişmeler
görüldü. Bir taraftan sosyal ve ekonomik hayata yansıyarak bugünlere gelindi. 19’uncu asrın
ortalarına doğru, Avrupa’da erkek işçilerin kapitalist alemin istismarına dayanmayacak İsyan
etmelerinden sonra, binlercesi kitleler halinde işten kovuldu, hatta katledildi. Daha ucuza
çalışabilecekleri ve daha uysal olabilecekleri beklenen kadın ve çocukların birden bire ekonomik
hayata çekilmeleri bundan sonra hızlandı. Kapitalist dünyada birden bire feminizm cereyanı icat
edildi. Şöyle diyorlardı; Kadınlarda niçin erkekler gibi çalışmasın? Artık onlar erkeklerin esaretinden
kurtarmak lazım. Erkek İşçilerden boşalan Yerleri kadınlar doldurulmalıdır. Zaten ekonomik
güçlüklerin pençesinde kıvranan işsiz ve serseri dolaşan Kocaların kahrına dayanmayan kadınlar,
mecburen çocuklarını birilerine bırakarak iş yerlerine koştular, ekmek derdine düştüler. Üstelik o gün
Avrupa’da kadını koruyacak müessesede yoktur. Ayrıca iş yerleri yetersiz olduğundan kitleler halinde
işten kovulan işçiler, ya meyhanelerde ya da merhanelerde Vakit öldürüyor veya hırsızlık Ve
soygunculuk yapıyordu. Böylece Avrupa’da hırsızlık,soygun, fuhuş, alkol ve uyuşturucu madde
düşkünlüğü 1 felaket halini alıyordu. Avrupa’da kapitalizmin bağrından yeni yeni kadın tipleri
fışkırıyordu. 1 hafta kapitalistlerin arzularına göre süslenen, yaşayan ve lüks arayan, anlık görevlerini
bırakıp seks hürriyeti adı altında metres hayatı yaşayan bir kadın tipi,diğer tarafta zamanla ailenin,
kocanın, çoluk- çocuğun bir yük olduğuna inandılar. Evlenmeden de yaşamanın ve mutlu olmanın
mümkün olduğuna şartlandırılan Ve her türlü sömürüye açık gündelik Kadın.
Bugünkü Hıristiyan Avrupa Toplumunun
kadın hakkında oluşturduğu 3 esas prensibi? 1 kadınla erkek arasında eşitlik, bu eşitlik yalnız ahlaka
ve hukuka ait değildi. Hayata erkeğin faaliyet sahasına dahil olan her işin, kadınlar tarafından da
yapabileceği telkin ediliyordu. Üstelik, kafasına uygun bulduğu mahiyeti meçhul 1 eşitlik fikrinin
arkasına takılmak suretiyle insan medeniyetinin bekası için şart olan esas vazifelerinden de
uzaklaşmamıştır. Böylece kadın, kendi öz şahsiyetini bu gibi faaliyetler içinde eritmiş, kaybetmiştir.
Daire ve fabrikalarda çalışmak, serbest ticaret ve iş hayatında erkeklerle boy ölçüşmek, seçimlerle
uğraşmak, spor ve oyun meydanlarında kendini gösterip alkış toplamak, kulüplerde, sahnelerde,
danslı ve şarkılı toplantılarda vakit öldürmek gibi bitmeyen faaliyet sahneleri. Işte böyle olunca evlilik
veya aile yuvası diye 1 şey kalır mı?(6 Mevaladi, Hicab, 04)
2- KADININ EKONOMİK BAĞIMSIZLIĞI?
Kadın ekonomik yönden bağımsızlık kazanınca tabiatıyla, geçim hususunda erkeğe ihtiyacı
olmayacaktır. Eskiden erkek, ailenin bütün ihtiyacını temin etmekle mükellefti. Dışarıda çalışan
kazanır ve evine getirirdi. Kadın da, evin tertip ve tanzimi ile meşgul olurdu. Işte bu usul değişti. Yeni
sisteme göre, kadın da erkek gibi çalışıp kazanmaya mecburdur. Böyle bir inkılaptan sonra erkekle
kadın arasındaki bağlar, elbette yalnız seksüel hususlara kalacak. Zira ikincisi bir araya getiren en
kuvvetli unsur şehvetli hislerdedir. Mesele bu şekle dönünce kadın, ahlakı ve kanuni Müeyyidelere Ne
dereceye kadar riayet eder! Işte Avrupa sosyal hayatının temellerini çökerten faktörler bunlardır.
Zamanımızda, yeryüzünün her tarafına yayılmış yüz binlerce genç kız ve kadın evlenmemek fikrin
dedir. O halde bu kadınların hepsi rahibe olmak mı istiyor? Hayır bu kadınlar şehvet peşinde
koştukları için evlenmiyorlar.( 7Mevdad,Hicab,43) Mesele bu şekilde dönünce kadın, dini, ahlakı,
ailevi ve kanun müeyyidelere ne dereceye kadar riayet eder.
3- ERKEKLE KADIN SERBESTÇE DÜŞÜP KALKABİLMELİ:
Kadınların güzellik ve cazibelerini sergi malı hâline getirircesine, behremi arzularla baygınlaşmış
bakışların önünde alenen teşhir etmeleri çıplaklık ve fuhuş teşvik için müracaat edilen bi metod olmuş

ve bayağılığı Kat kat artmıştır. İki cinsten her biri, diğerine avlanmak hususunda daha cazip görünmek
gayesiyle karma cemiyete yeni imkanlar aradı. Ahlak mefhumuna verilen ulvi manalar değişince bu iş
öyle bir şekle girdi ki, artık ayıp bir tarafı kalmadı. Hatta gönül avlama dersleri bile hicaz edildi.
Kitaplar yazıldı. Milyonlarcası piyasaya sürüldü. Böylece çıplaklık ve Hayasızlık en üstün seviyesine
ulaştı. Karşı giyinsin arzu ve şehvet hislerini kamçılamak için mıknatısin demiri çekmesi gibi,
rengarenk elbiseler icat edildi. Çeşit çeşit makyaj malzemesi boyalar, türlü türlü sür malzemesi Nilgün
allıklar bile kâfi gelmemeye başladı. Zavallı kadınlar çok sıkılmış olacaklar ki, bu defa elbiselerinin
ağırlığından kurtulmak için açıldıkça açıldı, iyice soyundu. Öte yandan erkekler de bu manzaraya
alışmıştı. Yeni yeni şeyler görmek istiyorlardı ve daha yok mu? Diyorlardı. Böylece erkekleri cazibe
den unsurlar iyice alevlendi. Normal güzelliklerle yetinilmedi. Kadınların daha fazla soyunması istendi.
Bir taraftan da çıplak resimler, uçkur edebiyatı, seksle ilgili manzume ve ne esirler, aşk hususunda
uydurulmuş efsaneler, çıplak kadınlarla yapılan dans sahneleri, seksüel hisleri kamçılayan çılgın filmler
v daha niceleri...hepsi de şehvet ateşini alevlendirmek için vasıta olarak kullanıyordu. Işte bul aşığının
aşağısı işleri kamufle etmek için yapılan hareketlere sanat deniyordu.( 8 Mevdudi, Hicab,46)Bugün de
Sanatı adı altında yapılıyor bu çılgınlıklar. Tek cümle ile şöyle söyleyebilirim ‘miyiz! Avrupa
Hristiyanlıktan önceki durumuna düşünüyor! İngiliz yasalarının ta 1805 yılına kadar erkeğe karısını
satmayı mubah sayılmasıdır. Uzun zaman kadına biçilen fiyat yasaya güre altı bens iydi. 1931 Yılında
bir İngiliz, karısını beş yüz cuneyhe Sattığından dolayı mahkemelik olmuş. Avukatı mahkemede onu
savunmak için şöyle demişti, İngiliz yasaları yüz sene önce kocaya karısını satmayı mübah görüyordu.
1801 Yılındaki yazsa bu satma eyleminin gerçekleşmesinde karısının da muvaffakiyeti alınmak şartıyla
altı Bensi Fiyat olarak biçmişti. Mahkeme reisi bu savunmaya karşılık, bu yasa 1805 Yılında kadınların
satışını ve onlardan resen Vazgeçmeyi yasaklayan yasa ile kaldırılmıştır. Duruşmadan sonra mahkeme
karısını satan adamın on ay hapsine karar verdi. Geçen sene bir italyan başka bir İtalyan’a karısını
taksitle satmış alışverişten belli bir süre sonra taksitlerini yatırmayan müşteri karısını satan tarafından
öldürülmüştür. İngiliz herbert toplum bilimi adlı kitabında şöyle demektedir, İngiltere’de on birinci
yüzyılda evli kadınlar satılıyordu. Kilise mahkemeleri bir adama belli bir süre vermesini onayliyordu.
Bunun daha kötüsü yeni evlenen bir genç kız ilk yirmi dört saatini, oranın şerifi kimse onun yanında
geçirmek zorundaydı. Ve ilk defa şerifin ondan faydalanmaya hakkı vardı.
İslam’dan önce Arap toplumunda kadın pek çok haklardan yoksun idi. Miras alma hakkı yok, kocası
üzerinde herhangi bir hakkı yok, çok evliliğin belli bir sınırı yok. İslam dan önce Arabistan’da kadın,
kötülüğün bir sembolü olarak düşünülürdü. Bir kızın doğumu Arapların üzüntü ve kedere boğardı.
Oğulları olduğu zaman gurur duyarlar. Kızları olduğu zamanda utanç hissederlerdi. Kur-an-ı kerim
onların bu durumunu güzel bir şekilde anlatır. Onlardan birine kız müjdelendiği zaman içi öfkeyle
dolardı. Yüzü kapkara kesilir, kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı milletinden gizlenirdi.
Onu utana utana tutsun mu yoksa toprağa ‘mı gömsun? Ne kötü hükme ediyorlar( Ahzab suresi, 58-
59) kadınlara karşı ne şefkat ne de sevgi hisleri vardı. Kızlarını diri diri gömerlerdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner92

banner97