Evlilikler gerçekten okyanusta yüzen birer gemilere benzer. Çocuklar ise, zaman zaman limandan alınan yolculara. Yolculara diyorum çünkü, evli çiftlerin dünyaya getirdiği çocuklarda, o evlilikte birer yolcudur ve zamanı geldiğinde, kendi hayatlarını kurmak ya da kendi yuvalarını kurmak için o gemiden ayrılacaklardır. Evliliğin sağlıklı devamı için her şeyden önce sevgiye, saygıya, güvene ihtiyacı vardır. Bir gemiyi de su yüzerinde sürdüre bilmek için, gemi içindekilerin, her türlü hava muhaletine karşı sağlam ayakta durabilmesi için birbirine güvenmelerinden başka çareleri yoktur. Birbirine güvenmeyen, kaptanlar veya birbirine güvenmeyen tayfalar eninde sonunda, bu güvensizlikten kaynaklı gemiyi batırırlar. 
Bir gemi ilgisizlik, sevgisizlik, saygı ya da güven vs. gibi kavramlarla yara alıp delinmiş ve gemi su almaya başlamışsa, elbette ki o geminin su üstünde kalması için, geminin aldığı yaralar tamir edilmelidir. Fakat tamirat, akıldan yoksun öfke ile onarılmaya çalışılırsa, gemi daha çok yara almaya ve artık tamir edilemeyecek düzeyde çatlaklarla su almaya devam eder. Yeterince su almaya başlayan gemi, hızla batmaya başlayacaktır. Batmaya başlayan gemiyi, kurtarmanın imkansız olduğu durumlarda, yapılması gereken ilk şey, gemi içindeki insanların güvenli bir bölgeye çekilmesidir. Gemiden ayrılmama, diğer insanlarında ayrılmasına izin vermemek, sadece batan gemi ile içindekileri öldürmek anlamına gelir. Evlilikte şayet, geri dönülmez ağır yaralar var ise, bir gemi gibi batıyor demektir. Bu evliliği asla bırakmam demek ya da çocuklar için evliliğe devam etmek gerekiyor demek, bencilce bir tutum olmakla birlikte, akıl tutulmasından başka bir şey olamaz. Çocuklar batmak üzere olan bir gemide, huzurlu ve mutlu olamazlar. Gemiyi yürüten kaptanların birbiri ile tartışmaları, güvensizlikleri, sevgisizlikleri çocukların güvenme olmalarını sağlayamazlar. Endişe, mutsuzluk ve stres çocukları hem ruhi hem bedeni hastalıklarına sebep olmakla birlikte, hayatlarını karartırlar. 
Hele ki batan gemi için, çocukları bir kurtarıcı olarak görmek ve onlara bu gemiyi kurtaracak tek kişinin ya da kişilerin o olduğunu söylemek, gemiyi zaten kurtaramayacağı gibi, batan geminin kurtarılamama sebebinin, ömrü boyunca kendisinde olduğunu düşünerek, vicdan azabı çekmesine, suçluluk duygusu taşımasına sebep olacaktır. Çocuklar gemiye büyük yaralar açacak kadar güç sahibi olmadıkları gibi batan gemiyi kurtaracak güce de sahip değillerdir. Evlilikte yapılan en büyük hatalardan bir tanesi de, eşlerin çocukların yanında bu evliliği sizin için yürütüyorum, siz olmasaydınız, asla bu evliliğe katlanmazdım cümleleridir. Bu sözcükler çocukların eşlerin evliliğinde hiçbir suçları yokken, kendilerini sadece yaşıyor diye suçlu görmelerini sağlar. Çocuklar evliliği başlatmazlar ve evliliği sonlandırımazlar da. Evlilik birbikteliğinden doğan çocukların evliliğin devamı için de, sorumluluk almaya zorlamak, kesinlikle adil bir davranış değildir. boşanmak üzere olan eşlerinde, boşanma gerçekleşirse, annesiz, babasız ya da evsiz kalınmakla tehdit de edilemezler. Şayet bir gemi batacak kadar su almış ve almaya devam ediyorsa, yapılaması gereken en doğru şey, o gemiyi en güvenli şekilde terk etmek olacaktır. Çünkü artık tartışmanın ya da konuşmanın pek bir faydası olmayacaktır. Tek konuşulması gerek, çocukların sağlığı ve eşlerin kendi sağlıkları için doğru ayrılmanın nasıl olacağına karar vermektir. Tarafların melenkolik tavırları, öfke ile söylenen sözcükleri ya da aile dışı bireylerin gereksiz olaya müdahil edilmelerinin kimseye bir faydası olmayacaktır. Eşler evlilik akdi oluşturduğu birliktelikten doğan çocukları ve onların ruhsal ve bedeni sağlıklarını da düşünerek onlara sorumluluk yüklemeden, suçlu psikoloji yaşattırmadan, sağlıklı ayrılmanın yolları aranmalıdır. Güvensiz, mutsuz ve sürekli stresli bir yerde yaşayan çocuklardansa, medenice ayrılmış ve çocuklarının sağlığı ve mutluluğu için uğraşan anne, babalık, birlikte ama huzursuz yaşayan anne babadan daha iyidir. Anne babası ayrılmış çocuklar mutsuz çocuklardır, genellemesi doğru olmamakla birlikte, insani değildir. çünkü insanlar birbirleri ile uyuşamayıp, ayrılabilirler gerçeğinden kopmadır. İnsanların mutsuz bir şekilde mi yaşamaları doğrudur, yoksa ayrılıp huzurlu olamaları mı çocuklara daha huzur verir. Bunu iyi tespit etmek gerekir. Evlilik bir hapishane değildir ve olmaması gerekir. İnsanlar anlaşamadığı zaman, sadece çocukları için bile olsa ayrılmaları çocukları daha huzurlu kılacaktır. Her gün tartışan bir aile de çocuk olmak, en acınası durumu ifade eder. Ayrılmış fakat, anne babalık görevini yerine getiren ve çocuklar için bir araya gelmek zorunda olup, ayrılmış olmanın huzuru ile birbirine hoşgörü çerçevesinde yaklaşan ebeveynler olmak, çocuk sağlığı için en iyidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.