Edebiyat nedir? Güzel sanatların bir koludur. Düşünce ve duyguların söz veya yazı halinde anlatılması sanatıdır. İnsanlar yazıyı öğrendiklerinden beri, değerli söz ve yazıları kendilerinden sonra geleceklere saklamaya başlamışlardır. Edebiyat, bir dilin en güzel yazı örneklerini bir araya toplar. Her milletin kendine göre bir edebiyatı vardır. Dil ve edebiyatın gelişmeleri, birbirlerine bağlıdır. İlk edebiyat eserlerinin çoğu, dini ve felsefi konuları işlemiştir. Büyük dinlerin hepsi, amaçlarını anlatan büyük kitaplarla kuvvet bulmuşlardır. Kur'an, İncil, Tevrat gibi. Edebiyat, birçok ülkelerde sosyal ve siyasal değişikliklere yol açmıştır. Uluslararası münasebetlerde de önemi büyüktür. Yazılı eserler yoluyla milletler birbirleriyle fikir alışverişi yapmışlardır. Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir. Edebiyat tarihi bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır. Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur. Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından ilişkisi vardır. Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden, yaşadığı ortamı yazarken sosyoloji biliminden, yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar. Edebiyatın ilk yararlı etkilerinden biri, dil düzeyinde gerçekleşir. Yazılı bir edebiyatı olmayan bir topluluk, başlıca iletişim aracı olan sözcüğü edebiyat metinleriyle geliştirmiş ve yetkinleştirmiş bir topluluk kadar şaşmazlıkla, nüans zenginliğiyle ve açıklıkla ifade edemez kendini. Okumayan, edebiyata el sürmemiş bir insanlık, kaba ve ilkel dili yüzünden ürkütücü iletişim sorunları yaşayan bir sağır – dilsizler topluluğuna, sözcük oluşturma yetisinden tümüyle yoksun bir topluluğa döner. Aynı şey bireyler için de geçerlidir. Hiç okumayan, az okuyan ya da yalnızca süprüntü okuyan bir insan, engelli bir insandır: Çok konuşabilir, ama az şey söyler, çünkü söz dağarı kendi kendini dile getirmeye yeterli değildir. Yalnızca sözsel bir sınırlılık değildir bu. Aynı zamanda zihinde ve düş gücünde bir sınırlılığı da gösterir. Düşünce yoksulluğudur, çünkü içinde bulunduğumuz durumun gizlerini kavramamızı olanaklı kılan düşünceler ve kavramlar, sözcüklerden bağımsız bir biçimde var olmaz. Düzgün konuşmayı iyi edebiyattan, yalnızca iyi edebiyattan öğreniriz. İyi konuşmak, dili zengin ve çok yönlü bir biçimde kullanabilmek için, düşünmeye, öğretmeye, öğrenmeye, söyleşmeye ve aynı zamanda düşler ve fanteziler kurmaya, duyumsamaya daha iyi hazırlıklı olmak gerekir. Sözcükler, tüm eylemlerimizde, dille uzak yakın bir ilgisi yokmuş gibi görünen eylemlerimizde bile, içten içe yankılanır. Dil, edebiyat sayesinde, evrilip gelişerek inceliklerin ve üslûbun yüksek düzeylerine eriştikçe, insanların keyif alma olasılığını artırmıştır. Edebiyat, aşkın, tutkunun ve cinselliğin sanatsal yaratı niteliği edinmesine bile katkıda bulunmuştur. Edebiyat olmasaydı, erotizm olmazdı. Aşk ve haz, daha yoksul olur, duyarlık ve incelikten yoksun kalır, edebiyattaki fantezilerin sunduğu yoğunluğa erişemezdi. Okuması yazması olmayan bir dünyada, aşk ve cinsel istek, hayvanların doyumunu sağlayan şeylerden farksız olur, temel içgüdülerin kabaca gerçekleştirilmesinden öteye gidemezdi. İnsanlara, dilin içerdiği olağanüstü zengin olanakları güvenle ve beceriyle kullanmayı öğretme işinde, görsel – işitsel medya da edebiyatın yerini tutacak donanımda değildir. Tam tersine, görsel – işitsel medya, kendisinin ana dili olan görüntülere ağırlık vererek sözcükleri ikincil düzeye düşürmeye; dili, yazılı boyutunun çok uzağında, sözel anlatımla sınırlandırmaya yatkındır. Bir filmi ya da bir televizyon programını “edebî” diye tanımlamak, sıkıcı olduğunu söylemenin kibarcasıdır. Bu nedenle, radyo ya da televizyondaki edebiyat programları halka pek çekici gelmez. “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır” derken buradaki tatlı sözün edebiyat olduğunu bilmek gerekir. İşte edebiyat ne işe yarar sorusunun cevabı belki de bu kadar basittir. Edebiyat bize hayatımızın her alanında lazımdır. Kendimizi ifade ederken, ikili ilişkiler kurarken, sorunları hallederken, anlaşmazlıkları giderirken, bir şeyler öğretirken, bir şeyler öğrenirken, bir şeyler dinlerken, şarkı söylerken, kitap okurken, film izlerken vs. kısaca hayatımızın her alanında edebiyat vardır. Bu edebiyatı anlamak için de edebiyat gerekir. Edebiyat bir insan yetiştirme sanatıdır. Hayata daha pozitif bakan bireyler yetiştirmek ve güzel ahlaklı bireyler yetiştirmek edebiyatla mümkündür. Sanatı, güzeli, değerleri ve insandaki güzellikleri görmek edebiyat ister. Çünkü duyguları, düşünceleri, olayları ve imgeleri anlatmak için edebiyata ihtiyaç duyarız. Edebiyat aslında insanı ve bütün güzellikleri anlatma sanatıdır. İnsanın kendini ve diğer insanları anlamasını sağlayan da edebiyatın ta kendisidir. İnsana kendisini tanıtmak ve anlatmak için edebiyata ihtiyaç duyar. Ve kendisi ile başka insanlar arasındaki bağı da edebiyat ile kur

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.