Herkes hoşuna gitmeyen tüm olay ve olgular karşısında öfke duyabilir. Bu gayet insani bir duygudur. Fakat her öfke duyulan olay karşısında, hissedilen bu duygu ile olay ve olgulara yaklaşmak, öfkeyi mantık ile kontrol yoluna girmemek, empati yoksunluğu ve basit bir kişiliği yani kendinde erdem, ilke oluşturmamış kişiliği ifade eder. İnsanları birbirinden ayıran fark, kişilik özellikleri ve olay ve olgulara karşı yaklaşımlarıdır.

Bazı insanlar ilkeli ve erdemli yaklaşmayı tercih ederken ve bunu ayırıcı kişilik özelliği olarak ortaya koyarken, bazı insanlar duygularının akışına göre kendinde otokontrol mekanizması oluşturmadan, empatiden yoksun bir şekilde davranmayı kendi ayırıcı kişilik özelliği olarak ortaya koyar. İnsanların çoğunluğu, karşıdaki insanın duygularını, düşüncelerini ve onurunu düşünmeden davranmayı, doğal insan olarak kabul edip davransa da, düşüne bilen bir canlı olan insanın, empati kurmadan hareket etmesi, insanlıktan uzaklaşmasından başka bir şey olmaya bilir.


İnsanın, karşısındaki insana, insanca yaklaşmasının ilk basamağı empati kurmaktır. Empati, insani ilişkilerinin iyi ilerleye bilmesi için neredeyse en değerli basamağını oluşturuyor olabilir. Peki empati nedir ve neden bu kadar önemlidir. Çünkü empati bizim, biz gibi olan insanı anlama çabasıdır. Empati yoksunu insanlar, asla karşısındaki insana verdiği veyahut vermeye devam ettiği zararları düşünmezler, sadece ve sadece kendinin haklı gördüğü öfkesini konuşturmaya devam ederler.

Empati yoksunu insanlar, sadece kendi duygularına kıymet verdiği için, sürekli kendini haklı görerek, öfkesini beslemeye ve büyütmeye devam eder. Kontrolsüz tepkileri karşısında gördüğü insani davranışları ise karşısındaki insanın olgun kişiliğine bağlamak yerine, haklı öfkesi karşısında, bir özürmüş gibi algılama durumuna girer ve bencil egosunu zirvelere taşımaya çalışır.

 Öfkesi ve duyguları ile hareket etmeye alışmış insan tipi, kendini yüce bir varlık olarak gördüğü için, karşısındaki insanları öfkesi geçtikten sonra, haklı olup olmadığını analiz etmeden, “Seni affediyorum ya da hatanı kabul ediyorum” diyebilir. Bu sözcükler yani (bir insanı affetmek, hatasını kabul etmek ya da sana bir şans daha veriyorum demek) egosunu haklı ya da haksız şişirmiş insanın sözcüklerinden başka bir şey olamaz. Bir insanı her hangi bir olay ya da durum içerisinde tahlil ederken, kendi hatalarını görmeden ya da görmek istemeden, kendi hatasını yok sayan insan, hatanı kabul ediyorum ya da affediyorum, deme yolunu kendini mükemmel görerek yapabilir.


Empatinin ne olduğunu günümüz bilişim ve iletişim çağında öğrenmek, elimizde tutuğumuz akıllı telefonla, birkaç parmak hareketine bakar. “Empati, eşduyum ya da duygudaşlık, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.” Aslında sorun empatinin ne olduğunu bilmek değil, nasıl empati kurmaya çalıştığımız ile alakalı olabilir. Bunu ünlü psikoterapist Irvin D. Yalom’un gerçek hayat hikayelerinden oluşan “Bağışlanan Terapi” adlı kitabından bir alıntı yaparak açıklamak, daha öğretici olabilir. “babasının her şeye karşı memnuniyetsiz tavırları, hayır ve yasakları ile büyümüş bir genç kız, babasının onu anlamadığını düşünerek sürekli babaya öfke duyar. Zaman böyle akıp gider ve kız bulunduğu şehir dışında bir üniversiteyi kazanır. Babası kızını yolcu etmek için şehir merkezine kadar kendisini özel aracı ile götürmek ister. Yol boyunca, kız babası ile konuşmak ve babasına duyduğu öfke durumundan kurtulmak ister. Uzun bir ayrılık öncesi onu dinleyerek anlama çabası içine girmek ister. Fakat babasının yol boyunca uzanan nehirden, ne kadar pis olduğu, bakımsız bırakıldığı, çöplükten geçilmediğinden öfkelenerek, şikayet ettiğini görmesi, konuşma isteğini umutsuzca ötelemesini sağlar. Çünkü kız da yol boyunca uzanan nehrin güzelliğini seyrederken, bu kadar güzel olan bir nehirden bile şikayet eden babasının onu hiçbir zaman anlayamayacağını düşünür. Ve aradan yıllar geçer. Bir gün babasının çok hasta olduğunu ve her an ölebileceğini duyan genç kız, ölmeden önce babasını görmek için yola koyulur. Babasının onu yolcularken girdiği yolda, bu sefer o onun oturduğu taraftadır, ev yolu boyunca uzanan nehre bakar. Nehrin gerçekten de çöp ve pislikten geçilmediğini görür. Ve yolun iki tarafına bakar şaşkınlıkla. Yolun iki tarafından akan birer nehir geçmekte ve bir tarafı huzur veren bir güzelliğe sahip iken, diğer tarafın pisliğinin, insanı rahatsız edici düzeyde olduğunu görür. Nehirden şikayet eden babasının ne kadar haklı olduğunu anlayan genç kız, bir an önce babasına yetişip onun aslında ne kadar haklı olduğunu söylemek istese de, babasına ölmeden önce yetişemediği için büyük bir pişmanlık duyar.”


Bu gerçek hayat hikayesine benzer, belki de daha haberdar olmadığımız yüzbinlerce, empati yoksunluğunun pişmanlığını insanlar vardır. Bazen empati kurmak için, kendimizi bir başkasının yerine koyup onu anlamaya çalışmanın pek de yeterli olmadığını, birilerini anlamak için bazen onun baktığı yöne bakmanın da gerektiğini anlamak gerekir. Sosyal bir varlık olan insanın, bazen çok iyi gittiğini düşündüğü insani ilişkilerinin, aslında karşı taraf için tam bir eziyet olabileceği gerçeğinden hareketle, özellikle ikili ilişkilerde, tarafların birbirlerinin baktığı ve gördüğü yöne bakması ve anlaması gerekmektedir. Empatiden yoksun ilişkiler, ne kadar iyi görürse, görünsün sonunda hazin bir sonla bitmeye mahkumdur. Bir şey size iyi geliyorsa, bunun karşı tarafa da iyi geleceğini ya da iyi gittiğini düşünmek mantıktan yoksun, cahil ötesi bir durumu ifade eder.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.