Öne Çıkanlar gündem EMNİYE ASAYİŞ vahapseçer esob

TOROS ÜNİVERSİTESİNDE GÖÇ VE SIĞINMACILAR MESELESİ MASAYA YATIRILDI

HABER: ŞİRİN ALP- ELİF KURTTAŞ

Suriye iç savaşında kaçıp Türkiye’ye gelen milyonlarca Suriyeliler, özellikle son günlerde siyaseti oldukça meşgul ediyor. İktidarın yanlış Suriye politikası sürekli olarak eleştirilirken muhalefet partilerinden ise ‘göndereceğiz, gidecekler’ söylemleri giderek artmaya başladı. Suriyeliler, Afganlar, Pakistanlılar, Iraklılar her gün sınırları geçerek binlercesi kaçak yollarla ülkeye giriyor. Böyle bir ortamda sağır ve dilsizi oynayan iktidar ise yaşanan her şeyi görmezden gelmekle yetiniyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Toros Üniversitesi ortak bir panel düzenleyerek göçmen sorununa dikkat çekti. Toros Üniversitesi Bahçelievler Kampüsü Konferans Salonunda yapılan ‘Mersin Kenti Bağlamında Göç ve Sığınmacılar Meselesi: Sorunları ve Çözümleri’ konulu panelde konuklar arasında,  Toros Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Özer, Mimar Sinan Üniversitesinden Prof. Dr. Şükrü Aslan, İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Emrah Şahan, Çağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Dilara Çıplak, Mersin Büyükşehir Uyum Merkezi Birim Sorumlusu Çağan Çoşkuner, Galatasaray Üniversitesi Doç. Dr. Didem Danış ve Göç Uzmanı Kemal Doğru katılım sağladı.

Panel öncesinde kürsüye çıkan Mersin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Danışmanı İbrahim Evrim, “ Başkan Seçer’in selamlarını iletiyorum. Kendisi gelemedi ama bu konuya verdiğimi önemi ve altını çizdi. Katılım sağlayan değerli misafirlere ve hocalarımıza teşekkür ediyoruz. Ev sahipliği yapan başta rektörümüz olmak üzere Toros Üniversitesine ve bütün emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.” ifadelerine yer verdi.

“HEM ANNEM HEMDE BABAM GÖÇMEN”

Evrim’in konuşmasından sonra kürsüye çıkan Toros Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Arıöz, “ Bugünkü panelimizin teması göç, sığınmacılar olan Mersin kenti özelinde bir panel. Ben hem annemin hem de babamın göçmen olmasından dolayı konuyu birçok açıdan derinden yaşamış biri olarak gayet iyi biliyorum. Tabi ki Mersin özelinde de bunu bilen veya yaşamış olan göçmenlerimiz aramızda vardır. Bununda önemine vakıfım, bunu yaşamış biri olarak tabi Türkiye Cumhuriyeti bu güne kadar nasıl davrandıysa ve hareket ettiyse bugünde öyle yapıyor. Bundan da çok mutluyum ve memnunum. Konun görüşülmesi ise ayrı bir mevzu.  Göç hepimizin bildiği gibi evrensel bir olaydır. Bugüne kadar oldu ve bugünde olmaya devam ediyor ve bundan sonrada olacak işte biz bunları konuşacağız. Bunların etkileri nasıl olacak nasıl daha verimli hale getirilebilir bunları tartışıcağız.” şeklinde konuştu.

NUFÜS HARKETİNDE TÜRKİYE’DEKİ ÜÇ DÖNEM

Rektör Arıöz’ün konuşmalarından sonra panelin oturum başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer sahneye gelerek Türkiye Cumhuriyetindeki göçün tarihçesinden ve dönemlerinden bahsederek, “  Bildiğiniz üzere Türkiye'de bu nüfus hareketleri özellikle üç dönemde yoğunlaştığı bu Suriye meselesini ayrı tutarsak. Birincisi 1950 sonra tarıma makinenin girmesiyle beraber boşa çıkan iş gücünün şehirlere akın etmesidir. Burada tabii Menderes'in her mahallede bir milyoner yaratacağız mottosunun da dikkate alınmasını isterim. Bu şehirleri cazibe merkezi haline getirdi.” dedi.

KLASİK VE ÇEKİCİLİK

Bir diğer durumun ise klasik göç olduğunu belirten Özer, “ Bunun itici nedenleri var. Yoksulluk, arazilerin miras yoluyla bölünmesi gibi. Bir de çekicilik yönü var. Şehirlerin iş, aş, barınma bölünme, eğitim gibi sunmuş oldukları olanaklar, yaşama biçiminin cazibesinin çekiciliği o arada tabii iletici dediğimiz nedenler, yani eskiden bir yere atla yada yürüyerek giderken sonra işte yavaş yavaş arabaların, trenlerin, uçakların devreye girmesiyle iletici dediğimiz nedenler de kolaylaştı. Bir kıpırdama oldu. Bu birinci dönem bu benim tespitime göre.” Şeklinde konuştu.

ÖZAL DÖNEMİ

İkinci bir durumun ise 1980 sonra yaşandığını ifade eden Özer, “ Özellikle küreselleşmenin sermaye boyutunun kentlerde tüketimi hızlandıran yatırıma dönüşmesi. Yani dev Avm, fiyakalı binaların ortaya çıkması, buda Özal dönemi. Sevgili Mustafa Güler bir kitap yazdı. Özal dönemini çok iyi işlediği bir eseri var. Bununla beraber şehirleşme daha da bu işi hızlandırdı.” açıklamasını yaptı.

ŞEHİRLERİN NÜFUSLARI ÜÇ KATINA ÇIKTI

 Üçüncü göç dalgasının ise 1990 sonra meydana geldiği vurgulayan Özer, “Doğu-Güneydoğu'da meydana gelen çatışma ortamından dolayı güvenlik nedeniyle yaklaşık 3,5 ile 4 milyon insan yer değiştirdi. Burada da iki hatta ilerleme oldu. Kuzey interlantında İstanbul, İzmir gibi yerler güneyde de Adana, Mersin, Antalya gibi yerlere büyük göç dalgaları geldi. Yani şehirlerin nüfusları 5-10 yıl içinde iki, üç katına çıktı. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar kısa sürede şehirlerin nüfusları katlanamaz. İşte bizim asıl birinci temel sorunumuz bu. Bu dramatik göç dalgaları şehirleri hazırlıksız yakaladı. Genel yönetim ve yerel yönetimler bunların üstesinden gelemedikleri için gelenler dönüşüp kentleşmesi gerekirken bizatihi büyük kalabalıklar şeklinde çeperlerde kentleri devasa köyler haline getirdiler.” ifadelerini yer verdi.

ARADA KALANLAR

Bu gelişmelerden sonra bir durum daha yaşandığı belirten Özer, “ Köylü olmaktan çıkıp kentli olmaları gerekirken kentteki yöneticiler onlara bu aş, iş barınma olanakları sunamadıkları için onlar köylü olmaktan çıktı, kentli de olamadı, arada kaldılar. Bugün Mersin'de de kentimizin yaşamış olduğu en büyük dramatik, acı sonuç bu arada kalmaktır. Biz hep birtakım güzel yerleri güzelleştiriyoruz ama öteki yerlerine bakmıyoruz. 30-40 yıllık ihmalin gelmiş olduğu sonucu o öteki kısmına gittiğinizde görürsünüz. Dolayısıyla bana göre bir genel idarenin, bir yerel idarenin başarısı bu ikiye hatta bazen üçe ayrılmış kenti bir kent haline getirmektir.” dedi.

“DERİN SOSYAL BUNALIMLAR YAŞANIR”

Bu günlerde Mersin'in bugün en büyük problemi olduğunu vurgulayan Özer, “Adnan Menderes'i en fazla 50 bin kişi yaşar. Onun etrafında 100 bin kişi eder 150 bin kişi. Ama Çayda, Çilekte, Şevket Sümer'de, Çavuşlu'da yani o kuzey çeperinde 500 bin insan yaşıyor, ve onların bir fotoğrafını çekin, bir de Adnan Menderes'i çekin. İsveç'ten gelen bir adama gösterin. Dünyada inanmaz size bunların aynı kentte olduğunu. Onun için bu birinci sorunumuzdur. Bunu görmemezlikten gelemeyiz. Bunu çözmemiz lazım. Çünkü başka sorunlarımızı çözersek gelecekte özellikle kentlerde yaşanacak olan gerginliğin bir biçimde o emniyet swaplarını açmadığımız için kapanması zor, derin, sosyal bunalımlara yol açması kaçınılmazdır.” ifadelerine ver verdi.

SERMAYE, AYDINLAR VE KENT İNSANI

Açıklamasına devam eden Özer , “ Bir diğer nokta ise göçler, yani kentin dinamiklerini oluşturan üç tane temel dinamik vardır. Sermaye, okumuş aydınlar ve süreç içerisinde kentleşmiş olan insanlar. Bunlar gidince gelenlerin etkileşimde bulunup dönüşecekleri bir dinamik bulamadıkları için bunlar ister istemez kentin kalbine gelip dönüşemiyorlar. Sinemaya, tiyatroya da gidemiyorlar. Eğitim, sağlık olanaklarını modern biçimde karşılayacak ekonomik olanakları da yok. Arkalarda, barınaklarda bir göz odada 5-10 kişi yaşadıkları için de büyük bir problem çıkıyor ve her evde romana konulu alacak olaylar meydana geliyor. Bunu görmezden gelemeyiz.” dedi.

İKİ BOYUTLU MESELE

En önemli konulardan birinin ise 10 yıl önce başlayan Suriye göçü olduğunu belirten Özer, “ Buna sığınmacı diyoruz. Rektör Beyinde söylediği gibi biz hepimiz göçmeniz. Adem'den beri kimse bir yerin yerleşiği değil. Onun için insanlara bir yere niye gittiniz, niye geldiniz diye sorgulamak tabii ki istemeyiz. Ama bir de öte taraftan şimdi Türkiye'nin en can alıcı gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Niye? Meselenin iki boyutu var. Biri aş, iş meselesidir, ekonomi meselesidir, diğeri de tabii ki sosyal ve siyasal meselelerdir.” açıklamasını yaptı.

“AKADEMİ VE YEREL YÖNETİMLERDE TARTIŞMALI”

İster istemez bunun Türkiye gündemine girdiğini ve günlerdir siyasetin tartıştığını ifade eden Özer, “Ama akademinin de yerel yönetimlerin de tartışması lazım. Rakamlar çeşitli mesela işte bazı bilim adamları 8 milyon göçmen ve sığınmacıdan bahsediyor. İçişleri Bakanlığı 6 milyon diyor. Bazı veri tarayıcıları veya veri araştırıcıları 6 milyon sadece Suriyeli olduğunu söylüyor. Göç İdaresi ise aslında o kadar değil 3 milyon 750 bin civarında Suriyeli var diyor.” Dedi

“ÇALIŞMA İÇİN VERİLER NETLEŞMELİ”

 Bu rakamların az olmadığını ifade eden Özer, şöyle tamamladı, “ Öncelikle eğer bu konu ile ilgili bir çalışma yürütülecekse öncelikli olarak elimizdeki verileri netleştirmemiz lazım. Sonra bu entegrasyon problemlerini çözmemiz lazım. Sonra da bu meseleyi usuletle, husuletle nasıl çözeceğimizi icra organları ve aynı zamanda diğer organlarla beraber çözmemiz gerektiğine inanıyorum.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.