Beş, altı yaşlarında,

Bir köy okulunun lojmanında,

Ertesi gün kapılarını açacak okulun heyecanı içindeydim.

Birçok kez okul kapısından içeriye girmiştim aslında,

Annem, babam ders anlatırken onları sınıfın bir köşesinde sessizce beklemiştim.

Ama bu sefer başkaydı,

Bu sefer bende bir öğrenci olarak okulun kapısından girecektim.

Heyecan, merak ve biraz da endişe ile…

Yeni eğitim öğretim yılı başlarken,

İçimde yine aynı duyguları barındırdığımı hissediyorum.

Yaz boyunca boş kalan sıraların doldurulacağını düşündükçe yaşadığım heyecan,

Yeni yüzleri tanıyacak olmanın merakı,

Bazı yapısal eksikliklerin giderilmesi için duyulan endişe…

Yaşım ve konumum değişse de okullar açılırken yaşanan duygu durumumun değişmemiş olması da

ilginç bir tesadüf…

İlk kez okula başlayacak öğrenciler için okul, heyecan duyulan, merak edilen ve kafaların içinde

endişeler uyandıran bir ortam olarak görülebilir. Öğretmenleri ile tanışmayı bekleyen öğrencilerimiz

için bu duyguların yaşanması oldukça olağan bir durumdur.

Yeni bir bina,

Yeni arkadaşlar,

Yeni bir sorumluluklar…

Yanımızdan ayırmadığımız, koruyup kolladığımız, evlerimizin neşesi çocuklarımız için okullar kapılarını

normal açılış tarihinden bir hafta önce açmaktadır. Bu ilk hafta okula yeni başlayan öğrencilerimiz için

‘uyum haftası’ olarak adlandırılır. Uyum haftası, öğrencilerimiz için derslere başlamadan önce,

öğretmenleri ile tanışıp eğlenceli ve verimli etkinliklerde bulunmaları için ayrılmış bir süre olarak

planlanmaktadır. Öğrencilerimiz ayrıca sınıf arkadaşları ile tanışıp, okul binalarını keşfederek

endişelerini de yok edebilmektedir. Uyum haftası, derslere başlama değil, alışma sürecidir. Öğrenciler

arasındaki okula ‘hazırbulunuşluluk’ farklarının giderilmesi açısından da önem taşımaktadır.

Okula yeni başlayan öğrencilerimizin yıl sonuna kadar bazı temel becerileri kazanması hedeflenir.

Hece, kelime ve kısa cümleleri uygun şekilde okuyup ve yazması,

Rakamları tanıyıp, basit toplama ve çıkarma işlemlerini yapması,

Kendisini, ailesini ve yaşadığı yeri tanıması,

Gün içerisinde neler yapabileceğini planlaması,

Yakın çeveresindeki doğayı (bitikiler, hayvanlar, vb.) gözlemlemesi,

Sorumluluklarını bilmesi,

Özbakım becerilerini gerçekleştirmesi,

İyi insan iyi yurttaş olması, kazandırılması beklenen becerilerdir.

Bu becerilerin kazandırılması sürecinde öğrencilerimiz arasında öğrenme hızlarında farklılıklar olması

da oldukça doğal bir durumdur. Bu durum öğrencilerin önceki öğrenmelerinden

kaynaklanabilmektedir. Önceki öğrenmeler yeni öğrenmeleri hızlandırabildiği gibi

yavaşlatabilmektedir.

Öğrenci velilerimiz için çocuklarının bir an önce okumaya geçmesi oldukça dikkat edilen bir

durumdur. Ancak okuma yazma becerilerinin kazanımında öğrenme hızları öğrenciden öğrenciye

değişiklik gösterebilmektedir. Öğrencilerimizin ilk zamanlarda gösterdikleri öğrenme motivasyonları

ile sonraki zamanlarda gösterdikleri öğrenme motivasyonları da farklılıklar gösterebilmektedir.

Öğrenmenin bir süreç sonucunda gerçekleştiğini düşündüğümüzde dönemsel olarak yaşanılan bu

yavaşlamaların üstesinden gelinebileceği akıllardan çıkarılmamalıdır.

Birinci sınıf öğrencilerimizin öğrenme süreçleri bir yarış süreci olarak görülmemelidir. Öğrencilerimiz

birbirleri ile kıyaslanmamalı ve öğrenciler arasında rekabet ortamının oluşmasına izin verilmemelidir.

Her öğrenci, kendi bireysel öğrenme hızında değerlendirilmeli ve desteklenmelidir.

Çocuklarımızın içsel öğrenme motivasyonlarını ve öğrenme öz yeterliliklerini destekleyebilirsek,

eğitim-öğrenim yılı sonunda daha kaliteli öğretim çıktıları elde edebileceğimizi de unutmamız gerekir.

Birinci sınıfı sadece okuma yazma süreci olarak algılamamak gerekmektedir. Birinci sınıf öğrenciler

için, okul kültürüne uyum, temel yaşam becerileri, öz bakım becerileri ve sosyal uyum becerileri gibi

yaşam boyu gerekli olacak davranışların temellerinin atıldığı bir öğrenim basamağıdır.

Bu dönemde çocukların merak duygusu da oldukça yüksektir. Birçok soruyu aynı anda sorabilirler.

Çocuklarımızın tüm sorularına açıklayıcı, tutarlı ve sevecen bir şekilde, sabırla cevap vermek

çocuklarımızın öz güvenini destekleyen bir tutum olacaktır.

Evlerinden ilk kez uzaklaşan öğrencilerimiz için öğrenme süreçlerinde hatalar yapmaları oldukça

olağan bir durum olarak kabul edilmelidir. Öğrencilerimizin öğrenme süreçlerinde hata yapmalarına

izin vermek, onların sorgulama ve problem çözme yeteneklerini geliştireceği gibi kendi ayakları

üzerinde durmalarına da katkı sunacaktır.

Ev ortamından farklı bir ortamda bulunan öğrencilerimiz için okullar kurallarla dolu sosyal bir

çevredir. Öğrencilerimizin kurallara uymasının desteklenmesi okula uyum sağlamasını da hızlandıran

bir tutum olacaktır. (Kaynak: TEGM, Uyum Eğitimi Kılavuzu, 2022)

Unutulmaması gerek bir konuda bu yaş grubu çocuklar, bir şeyler üretmek ve başarılı olmak için

oldukça fazla emek harcarlar. Yetişkinler için kolay görülen bu adımlar çocuklarımız için oldukça

büyüktür. Öğrencilerimizin harcadıkları emeklerinin desteklemesi onların öz saygısını ve öz güvenini

artıran en önemli etken olacaktır.

Unutulmamalıdır ki,

"Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir. Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü

olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir." (Başöğretmen Atatürk)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.