Kadın, kılık-kıyafetinden dolayı hesap vermek zorunda değildir.

Ünlü Psikolog, Yazar ve Televizyon Programcısı Prof. Dr. Üstün Dökmen, Armağan Çağlayan’ın Youtube programına konuk olmuş;  “Başörtülü psikolog, başörtülü Psikiyatrist, başörtülü PDR uzmanı olması meslek etiğine aykırıdır” demiş. 

Peki meslek etiğine ayrı derken, bunun bilimsel bir temele oturan tanımı var mı?  Kadın haklarını savunan ve kadınların ‘psikolojik-duygusal ve fiziksel şiddet görüyor.’ diyen kadınlarımızın buna itiraz etmelerini beklerdim.

Asıl soru başörtüsü acaba neden bir ‘sorun’ olarak adlandırılıyor?

Baş örtüsü sorunu kadının açık giyinmesinin çağdaşlığın bir göstergesi olarak görenler ile dini bir dayatma olarak görenler arasında yaşanan bir sorundur. Halbuki örtünme özelde kadına genelde ise insanı ilgilendiren bir konu olmasına rağmen halen tartışılmaya devam edilmesi anlamsızdır.

Bu konu insanlık medeniyeti tarihinde çok geniş yer tutmaktadır. Bu nedenle her toplum giyim tarzı ve sınırlarını kendi tarihi ve kültürel şartlarına göre değerlendirmektedir.

Ben Kadının kılık-kıyafetinden dolayı veya başörtülü olduğu için mesleğinden dolayı hiç kimseye hesap vermek durumunda olmadığını düşünenlerdenim. Hatta ‘hesap verme’ sözü bile onun kişiliğini derinden yaralamaktadır.  Buna rağmen bir kadının giyim kültüründen kaynaklı mesleğini icra edemez denilmesi yönündeki söylemler ‘nefret söylemi’ ne götürür. Bunun da yanlış bir tavır ve düşünce olduğu kanısındayım.

Kadın veya erkek yasalar karşısında eşitlendiği ve tam bağımsızlığını elde ettiği düşüncesinden yola çıkarsak,  kadın ne isterse onu giyinmekte özgürdür.

İsterse örtünür, istemezse örtünmemektedir; İsteyenin istediği kıyafetle sokağa çıkmasını veya istediği kıyafetle mesleki görevini yerine getirecek veya engelleyecek hiçbir yas yoktur.

Prof Dökman "Başörtülüden psikolog olmaz" demiş. O zaman başörtülü psikoloğa siz gitmek zorunda değilsiniz. Ama bir başkası gidebilir. Burada aslında kadının kılık-kıyafetinden çok kadını çalışma ortamından uzak tutmaya yeltenme düşüncesinin yattığı kanısındayım.

 ‘Başörtülü birisi hastasıyla empati yapamayacağı, sempatiyle yetineceği için’ psikoloğ olamazmış. Peki Örnek verir olursak; Başörtülü bir öğretmen başı açık bir öğrenci ile iletişim kurabiliyorsa. Neden başörtülü bir psikolog hastası ile iletişim kuramasın ki; hasta ve doktor arasında hastalıkları ile ilgili sır yoktur. Tıp neyi gerektiriyorsa Psikolog da onu uygulamak zorundadır. Burada benim için önemli olan doktorun hastasına bakış açısıdır.

Bu tür söylemler, Avrupa'da, veya  ABD'de bir psikolog için kullanılsa kamuoyu ve meslek örgütleri ayaklanırdı. O psikoloğ hakkında ‘Nefret söylemi’ ve ‘ayrımcı’ dil kullanmaktan dava açılırdı.

“Başörtülü bir psikoloğ’un empati kuramaz” söylemi aslında kişi kendisinin empati kuramadığının farkında değil. Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.  Sayın hocamız Prof. Dr. Üstün Dökmen iyi bir hoca olabilir. Ama bu tür söylemler insanlar arası iletişim çatışmasına ve nefrete dönüştürür.

Ayrıca bu toplumun yaşadığı din hümanizmdir. Başı açık olanıyla, örtünmüş olanıyla yüz yıllardır, beraber bir arada yaşamış bu toplumdur.

OLMADI HOCAM OLMADI!


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.