banner41

Ölümü neden düşünürüz, neden merak ederiz. Çünkü ölümü ne kadar basit açıklamaya çalışırsak çalışalım, içinde bilinmeyen sırları olduğunu düşünürüz. Ölümü, deneyimleme gibi bir şansımız yok. Sözde gidip, geldim diyenler bile bir beyaz ışıktan öteye geçememektedir. Herkes bazen ölmek isteyebilir. Günlük yaşam içerisinde, belki de her sıkıştığımızda, ölmek istiyorum deriz. Ölümü yaşayıp, tekrar tekrar dönmek isteriz. Ölüm bize niye çekici gelir? Çünkü ölüm, tüm sorumluluklardan arınma demektir. Yemek yemek zorunda değiliz, çocuk bakmak zorunda değiliz, acı çekmek zorunda değiliz, aşık olmak zorunda değiliz, sıkılmak zorunda değiliz, hiçbir şey yapmak zorunda değiliz. Bundandır ki, ölüm bize zaman zaman güzel gelir. Ölmek istiyorum dediğimizde, aslında rahatlamak istiyorum demek isteriz. Ölmek istiyorum dediğimizde, özgürleşmek istiyorum demek isteriz. Ölmek istiyorum dediğimizde, bazen çok yoruldum durdurun hayatı, inecek var demek isteriz.

Ölümü düşünürüz çünkü en çokta ölümün varlığındadır aydınlık ve karanlık. Ölümü düşünmek, yok olmak, bitmek isteği, insani tüm sorumlulukların ortadan kalkması anlamına geldiği içindir ki, bir rahatlama olarak kabul edilebilir ve aydınlıktır. Yine aynı ölüm bir bitiş, sonu ve geri aynı şekilde geri gelmemeyi ifade ettiği içinde, korkunçtur ve karanlığı temsil eder. Bundandır ki ölüm, aydınlık ve karanlığı tam olarak ifade eden kavramdır. Onu hem isteriz, hem istemeyiz. Onu hem arzularız, hem korkarız. Ölüm ve hayat gerçekleri, felsefenin atan kalbidir. Ona dair merakları hiç bitmeyeceği gibi soruları da hiçbir zaman bitmeyecektir. Mutlu olmadığımızda ölümü isteriz. Mutlu olamayacağımıza inandığımız zaman ölümü düşünürüz. Ömer Hayyam’ın da dedi gibi “Elimde olsaydı eğer, dünyaya gelmezdim. Gitmek de elimde olsaydı, gider miydim? Hepsinden en iyisi bu harap dünyada bulunmamak. Keşke ne gelseydim, ne gitseydim, ne yaşasaydım. “ ilk etapta Hayyamın bu sözleri, sade bir mutsuzluğu ifade ediyor gibi görünse de, hayata, mutlu olma isteğine, derinden bir isteyişin göstergesidir.

 Ölümü düşünmek bazen bize güzel gelir, bazen de kıyamet gibi gelir. Ölümün varlığı hem bizi rahatlatıyor ve aynı ölüm bizi dehşete de düşürebiliyor. Hayatın kendisi de bu iki duygu arasında sürekli gidip gelme gibidir. Bu hayata gereğinden fazla anlam vermek “hayatı çok seviyorum, hep mutlu olmak istiyorum, deyip, ölümden aşırı derecede korku duymak” ne kadar saçma ise hayatı anlamsızlaştırıp, “insanların hepsi kötü, hayat kötü, hep acı çekiyorum, mutlu olamıyorum” demekte bir o kadar saçmadır.  Bu hayatta aydınlık ve karanlık hep var olacaktır ve hep iç içe geçmiş olacaktır. Bundandır ki hiçbir şeyi ideal iyi yapıp göklere çıkaramaz, hiçbir şeyi de salt kötü sayıp yerin dibine koyamazsınız. Bundandır ki bu hayatta her daim inananlar, inanmayanlar, marjinaller, cesurlar, korkaklar vs. hep olacaktır. Ve her zaman bunlar arasında da bir kendini kabul ettirme, haklı görme olacaktır. İnsanlar neye inanırlarsa inansın bunu kendi kutsalı haline getirince, kendi kişisel ya da kitlesel savaşını vermeye başlamış oluyor.

Ölümü zaman zaman düşünürüz. Yakınlarımızı kaybettiğimiz zaman, kendimizi çok üzgün hissettiğimiz zaman, hayatı istediğimiz gibi yaşayamadığımız zaman vs. fakat hayatı sevmekten, yaşama istediğinden, deneyimleme merakından kurtulamayız. Ölümü düşünmek, bir kurtuluş düşüncesi gibi görünse de çoğunlukla, geçici bir çaresizlik durumu olabilir. Çünkü yaşayan bir canlı için ölüm, gerçek ve daimi bir istek değildir, olmaması gerekir. Hayat yaşanması gereken, acı-tatlı birçok gerçeği içinde barındıran bir hazine gibidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner44

banner46

banner42

banner40