Bugün ülkemizde kurulmuş olan parti sayısı 126 olarak gözüküyor. Bu sayının da gün geçtikçe arttığına şahit oluyoruz.

     Artık her görüşün bir değil bir kaç alternatifi var. Kimi eski partisinin mevcut politikalarını beğenmiyor, kimi ikbal peşinde koşarak parti kuruyor.

     Bu kadar alternatifli siyasi arenada tabi ki halkında kafası karışıyor. Sevdiği bir partiye oy vermek istiyor ama o partinin barajı geçmesi mümkün değil. Dolayısıyla seçmen çok istediği partiye değil de ona muadil başka bir partiye oy vermek mecburiyetinde kalıyor. Bu eczanelerde muadil ilaç almak gibi bir şey.

       Siyasi partilerin esas amacı iktidara gelmek ve ülkeyi yönetmektir. Hiç bir siyasi parti ben iktidara gelmek istemiyorum diyemez. Olsa olsa bu bir siyasi parti yerine dernek olabilir. O zaman bir amacı olmayan bir siyasi partiye kim oy verecek.

        Başta da söylediğimiz gibi artık her partinin birden fazla alternatifi var. Küçük nüanslarla hemen hemen aynı şeyleri savunuyorlar. Ama seçmen odaklı düşünürsek bunun bir karşılığı yok. Yüzde 50 artı 1 sistem parti sayılarında bir patlamaya gitti. İttifak sistemimde yer alıp kendi varlıklarını korumaya çalışıyorlar ama bunun da uzun vade de bir getirisi yok.

        Şimdi gelelim bu ön girişten sonra can alıcı soruya. Görünen tablo bir partinin büyümesi için diğer partinin küçülmesine bağlı. Ana gövdeden ayrılan bir parti kendi rüştünü ispat edebilmesi için bu partinin oy kaybetmesi gerekir. Ancak o şekilde varlığını sürdürebilir. Aksi takdirde tabela partisi olarak kalır.

        Türkiye’de son seçim kanunuyla yüzde 10 olan ülke barajı yüzde 7’ye düşürüldü. Bu düşüşün MHP’ye göre ayarlandığı yazılıp çizildi basında. Bunu seçim akşamı göreceğiz.

         Şimdi partileri tek tek ele alarak bu görüşümüzü ispatlayacağız. Bunu yazarken dikkat çeken partileri ele alacağız. Adını sanını duymadığımız partileri bir kenara koyarak analizimizi yapacağız.

          Refah partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması sonrası bu partiden iki yeni parti doğdu. Bunlardan birisi merhum Necmettin Erbakan etrafındaki muhafazakar kesim ile daha yenilikçi Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül tarafından kurulan AK Parti. Daha muhafazakar seçmene hitap eden Saadet partisi yüzde 1-2 oy potansiyeline sahip olurken, AK Parti daha ilk seçimde yüzde 36 oy alarak tek başına iktidara geldi. Tabi burada Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz’ın kendi aralarında anlaşamayıp baraj altı kalmasının ve bir önceki koalisyon döneminin ekonomi politikalarının etkisi var.

        AK Parti yaklaşık 20 yıldır iktidarda. Oyu zaman zaman yüzde 50’nin üzerine çıkan ve hala da birinci parti olan Ak parti mevcut haliyle devam ederse Saadet partisinin yükselmesi mümkün değil. Ancak Saadet partisi AK Parti oy kaybettiğinde veya iktidardan düştüğünde varlığını ispat edebilir. Çünkü her iki partinin tabanı muhafazakârdır ve bu geçirgenlik her dönemde daha bariz bir hal almaktadır. Bu iş tahterevalli siyasetine benziyor. Birisi düşerken diğeri artıyor.

          AK Parti içinden iki yeni parti daha çıktı. Bunlardan birisi Deva partisi, diğeri Gelecek partisi. Bu iki partinin kuruluş döneminde neden ayrı ayrı partiler, tek parti olarak kurulmadılar diye çok düşünmüştüm. Ancak gerek parti programlarını incelediğimde, gerekse verdikleri mesajlarda iki partinin politikaları farklıymış. Deva partisinin daha çok ekonomi alanında yoğunlaştığını ve Ali Babacan’ın bakanlık yaptığı döneme sık sık atıfta bulunularak ön alma düşüncesi olduğu ortaya çıktı. Gelecek partisi ise daha çok dış siyaset ve sosyal konulara ağırlık vererek politika geliştiriyor. Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlık yapması biraz bu yönünü daha etkin kılıyor. Kürt sorununda Deva partisinin bir adım önde olması o bölgede oylarını yükselttiğini gösteriyor.

      Bu iki partinin birbirleriyle yarışa girmesi partilerini güçlendirmek için yeterli değil. Anketlerde DEVA Partisi’nin bir iki puan daha fazla çıkması da yeterli olmayabilir. Burada esas olan ana gövdeden yani AK Parti’den gelecek oylar. Bunun farkında olan DEVA Partisi kendi amblemi ile ayrı seçime girmeyi düşünüyor ve bunu açık açık deklare etti. Yine yeni bir açıklamayla şayet ortak bir cumhurbaşkanı adayı çıkarılmazsa Ali Babacan’ın aday olacağı açıklandı. Burada hakkını inkâr etmeyelim Ali Babacan’ın öz güveni partide bir ivme yaratmış. Sakin yapısı ve geçmişte ekonomi bakanı olması itibarıyla halkta bir taban bulmuş vaziyette. Ama Ahmet Davutoğlu’nun özellikle Dışişleri bakanlığında yaptığı bazı hatalar ve Suriye sorununda Emevi camisinde cuma namazı kılacağız açıklaması ülkemizde Suriyeli sığınmacılar sorunu açısından seçmen nezdinde de olumsuz bir imaj yaratıldı.

Bu iki parti oyu nereden alacak. Doğal olarak AK Parti’den alacak. Peki, alabiliyorlar mı? Şu aşamada değil. Çünkü büyük çoğunluğu AK Partili olan kararsız seçmen şu anda askıda bekliyor. Bu kararsız grup Ak partiden kopmuş ama başka bir partiye de geçmemiş gelişmeleri bekliyor. Şayet AK Parti ekonomik şartları yeniden düzenleyip halkın geçim kaynaklarına yeni bir düzenleme getirir, enflasyon ve dövizi düşürür, işsizliğe bir çare bulabilirse bu kararsız seçmen tekrar partilerine dönerler. Şimdi her iki parti bu kararsız seçmenin oylarına umut bağlamış. Bu konuda ekonomiyi iyi bilen Ali Babacan’ın daha şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Halk Davutoğlu’na göre Babacan’ı daha güvenilir buluyor. Bunu sokakta da görüyoruz. Hatta ilk mitingini Gaziantep’te yaparak bir güç gösterisinde bulundu ve büyük kalabalığa hitap etti. Bu özgüvenin verdiği bir kararlılık olarak değerlendirildi.

        Bu konuya devam edeceğiz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.