Sokağın başında görünce ne yapacağımızı şaşırdığımız,
Ceketimizin düğmesinin istemsizce iliklendiğimiz,
Ebeveynlerimizin nasihatlerinden çok onun sözlerini dinlediğimiz,
Ailemizce etimizin de kemiğimizin de emanet edildiği öğretmenlerimize,
Saygıda kusur edilmediği günleri hatırlar mısınız?

Toplumsal ilerlemenin temeli olan öğrenme, insanlık tarihi boyunca süre gelen bir eylemdir. İlk
çağlardan itibaren bilenlerin bilmeyenlere bilgilerini ve becerilerini aktarması şeklinde gerçekleşen
öğretme eylemi toplumların gelişimlerine ışık tutmuştur.
Toplumlar her çağda öğrenme ve öğretme eylemine önem vermişlerdir. Önceleri dini konular ve
inanışlar üzerine yoğunlaşan öğretme ve öğrenme eylemleri, sonraları bilimsel konular üzerine de
yoğunlaşmıştır. Öğretme işini gerçekleştiren kişilere öğretmen denilmektedir. Selçuklu Devleti ve
Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde öğretme eylemi dini konular üzerine yoğunlaşırken
öğretmenlik mesleği ile din adamlığı birlikte değerlendirilmiştir. Din adamları, medreselerde verdikleri
dini eğitimler ile öğretmenlik görevini icra etmişlerdir. Öğreten kişilere de insanlar her zaman saygı
göstermişlerdir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte öğretmenlik mesleği daha çağdaş bir kimliğe kavuşmuştur.
Başöğretmen Atatürk önderliğinde öğretmenler halkı aydınlatan toplum liderleri haline gelmişlerdir.
Atatürk Devrimlerinin ve cumhuriyetin kazanımlarının Anadolu’nun her köşesine aktarılabilmesi için
öğretmenler önemli sorumluluklar yüklenmişlerdir.
Cumhuriyetle birlikte gerçekleşen bilimsel, laik ve çağdaş eğitim hamlelerinin halk ile
buluşabilmesinde en önemli etken olan öğretmenlerin nitelikli ve donanımlı yetiştirilmesi amacıyla da
köy enstitüleri, öğretmen okulları ve yüksek öğretmen okulları, eğitim enstitüleri ve yakın tarihte de
eğitim fakülteleri açılmıştır.
Kuruluş yılarında, toplumu şekillendirme misyonu yüklenen öğretmenler yıllar geçtikçe bu
görevlerinden uzaklaştırılmaya başlanmıştır. Eğitimin siyasi ve ekonomik nedenlerle geri plana itilmesi
ile öğretenlerinde saygınlığı azalmaya başlamıştır. Günümüzün eğitim sistemi içerisinde ise toplumsal
değişimin ve dönüşümün öncüsü rolünden gittikçe uzaklaşan ve öğrencileri bir üst öğrenime giriş
sınavına hazırlamak misyonu verilen öğretmenlerin toplum içerisinde gördükleri itibar da tartışılmaya
başlanmıştır.
Öğretmenlere verdiği değer ile ülkemize çağ atlatan Başöğretmen Atatürk döneminden bugüne 66
farklı Milli Eğitim Bakanı bu önemli görevi üstlenmiştir. TBMM’nin kuruluşundan sonra gelen
bakanlardan 14’ü eğitim alanı kökenliyken diğer bakanlar ise eğitim dışı alanlardan seçilmiştir. Sağlık
Bakanlığında doktor olmayan bakanlara, adalet bakanlığında hukukçu olmayan bakanlara yer
verilmezken ülkemizin geleceğini şekillendirecek kadrolara sahip olan Milli Eğitim Bakanlığına eğitimci
olmayan bakanların getirilmesi ise eğitim camiası tarafından eleştirilmiştir. Eğitim öğretim
faaliyetlerinin içinden gelen ve eğitim sisteminin sorunlarına hakim bir bakan öncülüğünde çalışmak
tüm eğitim çalışanlarının da arzusudur.
Milli Eğitim davası siyasi emellere feda edilecek bir dava değildir. Milli savunma ile birlikte adında
‘Milli’ kavramını taşıyan iki alandan biri olan Milli Eğitim, ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesinin

de üzerine taşınmasında önemli role sahiptir. Bu nedenle yapılan planlamaların uzun vadeli olması ve
çağı yakalaması önemlidir.
Milli Eğitime verilen önem ile eğitim çalışanlarına verilen değer arasında belirgin bir ilişki vardır.
Toplumu yönetenler hangi alana değer verirlerse o alan daha fazla ilgi görmektedir. Örneğin
ülkemizin politikası ve ekonomisi inşaat sektörünü geliştirmek üzerine yoğunlaşırsa toplumun da o
alana ilgisi artmaktadır. Bu durum yine toplumun yeterince aydın olmamasından kaynaklanmaktadır.
Her ne koşulda olursa olsun toplumun eğitime, bilime ve sanata verdiği önem azalmamalıdır. Bu
nedenle yönetenlerin tutumları oldukça önemlidir. Yönetenlerin parası çok olana değil de ilmi çok
olana değer vermesi, bu konuda toplum için yönlendirici olacaktır. Aynı konu siyaset içinde geçerlidir.
Toplumu yönetecek olan siyasetçilerin parası çok ya da ailesi kalabalık olanlardan değil de ilim sahibi
kişilerden seçilmesi ülke yönetimimizde de başarıyı yükseltecektir.
Görüldüğü üzere başarı ve kalite tesadüf eseri oluşmamaktadır. İşi ehline vermek başarıyı elde
etmenin ve başarının sürekli olmasının temel şartıdır. Bu nedenle de hangi alanda olursa olsun o
alanda bilgi sahibi kişilerle çalışmak gerekmektedir. Milli Eğitim sistemimizi de alanında uzman
kişilere emanet etmek, eğitim öğretim alanında yaşanan sıkıntıların giderilmesinde daha etkili
olabilecektir. Eğitim camiasını onurlandıracak bu davranışın yansıması toplumun eğitime bakış açısını
da değiştirecektir. Önce kendi içerisinde itibar kazanan eğitim çalışanları sonrasında da toplumda
daha fazla itibar görmeye başlayacaktır.
Unutulmamalıdır ki:
‘Bir ulusun asker ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, kazandığı zafer ne kadar yüce olursa olsun, bir
ulus ilim ordusuna sahip değilse, savaş meydanlarında kazanılmış zaferlerin sonu olacaktır. Bu
nedenle bir an önce büyük, mükemmel bir ilim ordusuna sahip olma zorunluluğu vardır.’(M.Kemal
Atatürk)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.