Kardeşim Esad’dan,zalim Esad’a kadar bir süreci birlikte yaşadık.

Sahi ne olmuştu?

Şöyle geriye doğru bir hatırlayalım.

2011 yılı özellikle bazı Arap ülkelerinde Arap baharı adıyla bir çok ayaklanmaya sahne olmuştu.

Bu ülkeler arasında Libya,Tunus ve Mısır vardı.

Mısır’da Sisi seçilmiş Cumhurbaşkanı Mursi’ye darbe yapmış ve iktidarı ele geçirmişti.

Kaddafi Libya’da idam edilmiş aynı akibeti yıllar önce Irak’ta Saddam’da yaşamıştı.

İran’ın dini bağlarının güçlü olmasından dolayı pek diş geçiremiyorlardı.

ABD kendi kukla yönetimlerini kurmak İçin Ortadoğu’da karışıklıklar çıkarıyor ve istediği sonucu elde ediyordu.

Tabi burada tüm kapıların İsrail’e çıktığını görebiliyorduk.

İsrail saman altından su yürütmeye devam ediyordu.

Maşa varken elini yakmak istemiyordu.

Bu işin daha sistemli hale gelmesi için farklı bir yol bulunması gerekiyordu.

Bir Ortadoğu projesi uyduruldu ve bunun eş başkanlığına Erdoğan getirildi.

Bunu biz söylemiyoruz bizzat kendisi söylüyor.

Ortada bir Suriye kalmıştı.

Orayada bir el atmak lazımdı.Gerçi oğul Esad etliye,sütlüye karışacak bir tip değildi.Kendisi tıp doktoruydu.Baba Esad gibi cinlikleri bilmezdi.

ama olsun.

Onunda gitmesi lazımdı.

Suriye’de de küçük küçük ayaklanma ve gösteriler başlamıştı.

Biz daha kardeş Esad’ın,zalim Esad’a evrilmeden Kilis’e,Şanlı Urfa’ya konteynerler kurmaya başlamıştık.

Halbuki daha 2010 yılında Esad’la ilişkilerimiz gayet iyiydi.

Birlikte ortak futbol turnuvası düzenliyorduk,Meclis’te konuşturuyorduk, Türkiye’de birlikte tatile bile gidiyorduk.

O zaman dönem kardeşim Esad dönemiydi.

Derken Suriye bir anda karıştı veya karıştırıldı.

Esad hiç beklemediği bir durumla karşı karşıyaydı.

Ya iktidarı bırakıp başka bir ülkeye sığınacak,yada bu isyanı bastıracaktı.

O doktor kimliği ile insanların hayatını kurtaran Esad bir anda zalim birine dönüştü.

Rejime başkaldıran kim varsa sivil resmî demeden üzerlerine bomba yağdırdı.

Tam bu iç karışıklıklar olurken bir anda İŞİD belası çıktı ortaya.

Başta ABD olmak üzere bir çok batılı ülke bir anda Suriye’ye girmeye başladı.

Böylece Esad bir çok koldan mücadeleye girişti ama gücü yavaş yavaş tükeniyordu.

İlk başlarda İran can simidi olmaya başladı ama bu yeterli değildi.

Esad bir manevrayla Rusya’yı ülkesine davet etti.

Bu meşru bir talepti.

Bir çok ülke bu durumda kendine hamilik yapacak bir başka ülkeyi davet ediyordu.

ABD bir taraftan İşid ile mücadele ederken,diğer taraftan Suriye ordusuna büyük kayıplar verdiriyordu.

Rusya’nın Suriye’ye davet edilmesinden sonra dengeler değişmeye başladı.

Tüm dünya Esad’ın iki üç ay içinde ülkeden gideceğini düşünüyordu.

Biz ise Emevi camiinde Cuma namazı kılma hayali yaşıyorduk.

İşid kısmen temizlendi,arabalara bindirilen binlerce militan sessiz sedasız bir yerlere götürüldü.

Ama Esad Rusya’sında desteğiyle yeniden toparlandı ve ülkenin büyük bir kısmını ele geçirdi.

Bu arada binlerce kişi öldü, milyonlarca kişi yaralandı,13.5 milyon kişi ülkesini terketti.

Buna da bizim payımıza resmî rakamlarla 3.6 milyon,gayri resmi rakamlar la 5 milyon mülteci düştü.

Biz bu arada ülkemiz için tehlike arz eden teröristler için üç operasyon yaptık ve hala o bölgeyi kontrol altında tutuyoruz.

Yaklaşık iki ay önce Türkiye’nin tekrar bir operasyon yapacağı söylendi.

Ama şu ana kadar bu operasyon için bir adım atılmadı.

Bu operasyonu Putin’in engellediği söyleniyor.

İki hafta önce Erdoğan Putin arasında yapılan görüşmede Putin’in Erdoğan’a Esad ile görüşün dediği söyleniyor.

Tamda bu konu tartışılırken dış işleri bakanı Suriye dışişleri bakanı ile görüştüğünü ve muhaliflerle görülmesini tavsiye ettiğini açıkladı.

Bu bomba gibi ülke gündemine oturdu.

Şimdiye kadar tüm muhalefet liderlerinin Suriye sorununun çözümü İçin Esad’la görüşülmesi gerektiği yaklaşımını sürekli elinin tersiyle iten iktidar buna yanaşmaya başladı.

Demekki aklın yolu birmiş.

Bizim Esad’la görüşme isteğimiz Türkiye’nin eğitip donattığı ÖSO tarafından protesto edildi.

Orada yürüyüşler yapıldı,Türk bayrağımız yakıldı.

Buradan şunu anlıyoruzki ÖSO aracılığıyla kirli ticari ilişkiler var işin içinde.

ÖSO neye güvenerek böyle bir cüreti gösteriyor.

Şu anda Suriye üçe ayrılmış durumda.

Bir taraf rejimin elinde, Fırat’ın Doğusu ABD güdümündeki Pyd-Ypg’nin elinde bir grupta Türkiye’nin kontrolü altındaki Öso’nun elinde.Bir de teröristlerin yuvalandığı İdlip var.

Türkiye’nin olası operasyonuna karşı Ypg sınır bölgesini Suriye ordusuna bıraktı.

Ypg ile Suriye rejimi bazı konularda anlaşmaya başladı ama bazı taleplerini henüz Suriye’ye kabul ettiremediler.

Suriye Türkiye ve ABD dahil ülke içinde bulunan ülkelerin derhal ülkelerini terk etmesini istiyor.

ABD işid ile hala mücadelenin devam ettiği gerekçesiyle Ypg-Pyd’de askeri ve lojistik destek veriyor ve onları eğitiyor.Yaklaşık 60 bin kişilik yeni bir ordu kurdu Ypg.

Tabi bunun karşılığı bu yöredeki petrolü ülkesine götürmeye devam ediyor ABD.

Burada en zararlı çıkan ülke Türkiye.

Hem ülke içinde,hemde Suriye’de 9 milyon kişiye bakıyoruz.

Bu bizim ekonomimize ve demografik yapımıza büyük zarar veriyor.

Türkiye’nin yapması gereken Esad ile görüşüp ülkemizdeki sığınmacıların bir an önce Suriye’ye gönderilmesidir.

Ama bunu mevcut iktidar yapar mı emin değilim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.